AŞIK GARİP'İ BİLİR MİSİNİZ? /Ömer Faruk Toprak

Araştırma

Aşık Garip öyküsünü, öbür halk öykülerinden ayıran çizgiler şöyle görünüyor: Bütün olgular, bir aşk uğruna yapılan serüvenli iki yolculuğun içinde sıralanır. Konu; sade bir anlatımla, sade bir dille işlenir. Başta aşık öykülerinde görülen olgu bolluğu ve konulardaki karmaşıklık, Aşık Garip öyküsünde bulunmaz.

 

 

AŞIK GARİP'İ BİLİR MİSİNİZ?

Ömer Faruk Toprak

Ömer Faruk toprak

Sıcak bir yaz günü, Bakü'de Nizami Edebiyat Müzesi'nin kapısından içeri girince, bir bahçe serinliği yüzümüze çarptı. Fuzüli'nin yontusu önünden geçip gelmiştik buraya. Bu müzede, kimbilir ne ilginç belgeler, kitaplar vardı? Merakla bakınıyordum etrafa. Konukçumuz Bayan Vera Feonova'yı izliyorduk. Geniş bir odaya girdik. Müze Müdürü Abbas Zamanof, ayakta, dışarı çıkmak üzere idi. Tanıştırılınca, gözlerinde bir sevinç ışığı parladı:

«Şu saatte, tatilime başlamak üzere Kırım'a hareket edecektim. Sizleri görünce erteledim. Yardımcımla birlikte, müzeyi gezelim, size açıklamalar yapalım. Ama ondan önce, soğuk gül şerbeti içelim. Sıcaktan geldiniz, susamışsınızdır .»

Soğuk şerbetleri içtik, biraz dinlendik. Müzeyi dolaşmaya başladık. Vitrinlerde en eskiden en yeniye doğru, Dede Korkut'un, Fuzüli'nin yapıtlarından, çağdaş Azeri yazar ve ozanlarının kitaplarına değin, hepsi sergilenmiş. Duvarlarda Dede Korkut kahramanlarının renkli minyatürleri; Köroğlu, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı ve öbür halk yiğitlerinin tabloları sıralanmış. Salonların birinde, büyük bir tablonun önünde durakladım. Aşık Garip ile  Şah Senem'i gösteriyordu bu resim. Resmin önündeki vitrinde Aşık Garip öyküsünün çeşitli baskıları sergilenmişti. Eski Arap harflerinden Rusçasına değin, hepsi vardı.

Abbas Zamanof'a sordum:

«Aşık Garip'in burada kaç varyantı var?»

«Aşık Garip'in bizde iki metni var. Ama aslını ararsanız, doğrusu bir tek metindir. Size Arap harfleri ile yazılmış bir baskısını vereyim. Türkiye'deki nüshaları ile karşılaştırın. Bakalım ne farklar bulacaksınız? Biliyorsunuz, Aşık Garip'in çıkış yeri Azerbaycan'dır. Elimizdeki nüsha, aslına en uygun olanıdır herhalde .. »

Müze müdürünün söyledikleri arasında, elbette gerçekler vardı. o anda, belleğimde bir şimşek çaktı ve yedi sekiz yaşımın anıları gözlerimin önünden geçti. Kulaklarıma akan ilk siirleri annem okumustu bana. Bunlar, Aşık Garip'in dizeleri idi. Annem, Aşık Garip'i, Aşık Kerem'i, Yunus Emre'nin, Karacaoğlan'ın şiirlerini ezbere bilirdi. Mutlu ya da kaygılı olduğu anlarda, bu ozanlardan şiirler okurdu. Benim çocuk belleğim, ilk kez o dizelerin sıcak soluğu ile dolmuştur.

Abbas Zamanof'un bana armağan ettiği kitap ile Türkiye'deki Aşık Garip metinlerini inceleyince, şu izlenimler çıktı ortaya:

Aşık Garip öyküsünü, öbür halk öykülerinden ayıran çizgiler şöyle görünüyor: Bütün olgular, bir aşk uğruna yapılan serüvenli iki yolculuğun içinde sıralanır. Konu; sade bir anlatımla, sade bir dille işlenir. Başta aşık öykülerinde görülen olgu bolluğu ve konulardaki karmaşıklık, Aşık Garip öyküsünde bulunmaz.

Aşık Garip'in ikinci önemli yanı şu, doğa üstü güçlerin pek az bulunuşudur. Bir tek yerde Hızır'ın imdada yetişmesi dışında, öyküde usun almayacağı bir nokta görülmez. Öykümüzün .hemen bütün kahramanları o dönemin küçük insanlarıdır. Aşık Garip'in ne Köroğlu gibi bileğinde kuvvet, ne Kerem gibi sazıyla kuru kafayı söyletecek hayal gücü vardır. O sadece güzel sesli, güzel sözcükler dizen bir halk aşıkıdır.

aşık garip

İki aşığın sonunda birbirlerine kavuşması, öykünün murat alıp, murat vermesi ile sonuçlanması, dinleyenlerin, okuyanların iyilik isteklerini yansıttığı için, Aşık Garip, hemen her dönemde en çok okunan halk öyküsü olmuştur. Deliktaşlı Ruhsatı ve Aşık Kerem söyleyişlerinde, Aşık Garip'i muradına eren tek aşık olarak gösterirler.

Konunun başlayış ve bitişindeki doğallık, olguların birbirlerine ussal bağlarla bağlanması, öykümüzü çağdaş romanın örgü biçimine çok yaklaştırmaktadır. Hatta denebilir ki, Aşık Garip öyküsü, belli bir dönemde yaşadıklarını bildiğimiz Ercişli Emrah'ın ve Sümmani'nin yaşam serüvenlerine bir hayli benzerlik göstermektedir.

Bu uzun öyküde anlatılanların, yaşamış bir saz ozanının başından geçerek öyküleşen olgulara benzemesi ve gene Aşık Garip'e ilişkin olduğu öne sürülen türkülerin, belirgin bir kişilik göstermesi, öyküye kahraman olan Aşık'ın bir zamanlar gerçekten yaşamış olduğu kanısını güçlendiriyor.

Ayrıca halk arasındaki söylentiler, bu aşığın yaşadığı inancını bugüne kadar getirmiştir. Böyle bir söylentinin, bende de belgesel yanı var: Aşık Garip'in, Mecnun'dan sonra, Ferhat'tan, Tahir'den, Kerem'den, Kamber' den önce yaşamış bir aşık olduğunu, çağdaşımız Aşık Ali İzzet Özkan daha 194S'te bana söylemişti. Kars' ta Oltu'da yaşayan yaşlılar arasında, Aşık Garip'in; dedelerinin aşireti içinde konuk kaldığına ilişkin bazı söylentiler varmış; Bunu da o yıllarda duymuştum.

Aşık Garip'e ilişkin metinlerde ana hatlarda epeyce benzerlikler vardır. Raif Yelkenci cönkü ile Öğretmen Cevdet yazmaları arasında bulunan cönk arasında bazı farklı: şiirler göze çarpıyor. Bazı sözcükler, bazı deyişler anlam farkından çok, şive ayrıcalığı gösteriyor. Örneğin, bazı metinlerde sözcükler, şöyle farklılıklar getiriyor bize:

Mah          Az

Hangi        Kangi 

Dışarı        Taşra

Mevla        Tanrı

Sizin gibi    Sizceleyin

İçmezem   İçmenem

Bu da bizi şu kanıya götürüyor: 1246'da saptanan. metin Doğu Anadolu lehçesi özelliklerini gösteriyor. 1254'de yazılan metin ise İstanbul ağzının etkisini taşıyor.

Bütün metinlerde yer yer Azerbaycan lehçe özellikleri belirgin durumdadır. Sözcükler ve tümce yapıları Erzurum'un ötesinden ya da Azerbaycanlı bir öykücüden naklen yazıldığını gösteriyor. Daha çok benzerlik türkülerdedir. Metinleri aktaranlar, halk öykücülüğünün sözlü geleneğinde hala yaşayan tekniği olduğu gibi almışlardır. Öykücü türküden önce, «Aldı Aşık Garip, bakalım ne söylemiş, biz ne söylemiş, biz ne yazacağız?» diyor. Öykünün salt yazılmak için değil, saz aracılığıyla yaşasın diye söylenmiş olduğu anlaşılıyor. Bir türküde Aşık Garip, ozanlarla sınava çekilirken, soruların yanıtını yazmak için bir okur yazar aranıp bulunuyor. Orada öykücü «Garip başladı söylemeye, efendi başladı yazmaya, bakalım Aşık Garip ne söylemiş, yaz efendi bakalım» diyor.

film

Halk öykücülüğü geleneğinde sınav sorularının yanıtını yazdırmak için böyle bir adet vardır. Halk öykülerinin bir çoklarında, öykücünün bir başkasına sözünü yönelttiği görülür. 

Tekrarda yarar var. Bazı metinlerin tarihsel açıdan değerlendirmesini yapan folklor bilginleri, bu öyküdeki kişilerin gerçekten yaşamış olduğu kanısını günümüze değin getirmişlerdir. Aşık Garip öyküsünde geçen Aslan Dedeoğlu'nun ünü bugün de yaşıyor deniliyor. Bugün Halep'te Aslan Dedeoğlu adını taşıyan bir kahve evinin bulunuşu, bu kanıtı doğrulamaktadır.

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.