ATATÜRK'ÜN SOFRASI...

Araştırma

Atatürk'ün sofraları konusunda, o dönemi yaşamış olanların birleştiği bir ortak nokta, bu sofraların bir yemek sofrası, ya da içki ve eğlence masası değil, bir tür akademi olduğudur.Bununla birlikte Atatürk'ün sofrası, .bazılarının ön plana çıkardığı gibi, bütün devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı bir yer de değildi.

ATATÜRK'ÜN  SOFRASI...

ATATÜRK'ün yaşamında ve dolayısıyla Atatürk ile ilgili anılarda "sofra" önemli bir yer tutar.

Atatürk'ün sofraları konusunda, o dönemi yaşamış olanların birleştiği bir ortak nokta, bu sofraların bir yemek sofrası, ya da içki ve eğlence masası değil, bir tür akademi olduğudur.  Bununla birlikte Atatürk'ün sofrası, .bazılarının ön plana çıkardığı gibi, bütün devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı bir yer de değildi.

Atatürk'ün Cumhuriyeti kurduktan sonra başkent Ankara'daki sofrasıyla ilgili özelliklere ve anılara geçmeden önce, -onun yaşamında sofraların öteden. -beri önemli bir yer tuttuğunu belirtmek gerekir. ·

Mustafa Kemal uzun süre bekar yaşamış olmakla birlikte "münzevi" bir insan değildi. Selanik'te bulunduğu yıllar. boyunca; Erkan-ı Harbiye Dai­resi'nde işini bitirdikten sonra yaz mevsiminde hemen her akşam Beyaz Kule Bahçesi'ne gider, arkadaşlarıyla bir masa başında buluşurdu. Kış ak­şamlarında ise Yonyo ya da Olimpos birahaneleri Mustafa Kemal'in uğrak yeriydi. Selanik'teki genç Mustafa Kemal,' akşamları arkadaşlarıyla mütevazi bir sofra başında toplanır, saatlerce konuşur, tartışır, ülke yönetimini eleştirirdi; Mustafa Kemal, öteden beri açıksözlü­lüğü ile tanınır, sohbetleri samimi olduğu için ilgiyle dinlenirdi. Bu arada, Mustafa Kemal'in gerçekleştiremeyece-ği konular üzerinde· durmadığı da dikkati çekmektedir. .

Gençliğinde yanında, bulunmuş arkadaşlarının anlattığına göre, Mustafa Kemal, küçük rütbeli bir subayken de mantık çerçevesi,. içinde konuşur ve böyle davranırdı. Mustafa Kemal'in sofra sohbetlerinde. ilerigörüşlülüğü de dikkati cekerdi.

' Selanik'te Kolağası Mustafa Kemal'in şu sofra anısı ilginçtir.

Yine bir akşam Olimpos Birahane­si' nde, o zaman sıhhiye müfettişi olan Dr.Tevfik Rüştü Aras (sonra Dışişleri Bakanı), Nuri Conker ve Salih Bozok ile birlikte içmektedir Sofrada devletin dış politikası tartışma konusu olur, eleşti­rilir ve bir ara Mustafa Kemal, Dr. Tevfik Rüştü Bey'i göstererek .şaka yollu şöyle der:

'' - Bu sakim siyaseti bir gün doktor vasıtasıyla düzelttireceğim."

Yakın ve teklifsiz arkadaşı Nuri Conker hayretini gizlemez:

“ Ne? Ne! Sen mi düzelttireceksin?”

Evet, ben doktoru Hariciye Nazırı yapacağım, bütün falsoları ona tamir ettireceğim." .

"Demek sen· doktoru Hariciye Nazırı yapacaksın. Ya beni?"

"Seni de vali ve kumandan yaparım.

Bu ''latifeli" konuşmaya Salih Bezok da karışır: ·

"Her halde bu arada beni de bir şey yaparsınız?"

Mustafa Kemal, Salih Bozok'un bu sözlerine, biraz düşündükten sonra şöyle yanıt verir;

"Salih, seni yaver yapacağım ve yanımdan ayırmayacağım."

Bunun üzerine Nuri Conker dayanamayarak yeniden atılır: '

" - · Allah'ını seversen, sen ne olacaksın ki,hepimize şimdiden böyle rütbeler veriyorsun'!"

Mustafa Kemal bu soruyu da gülerek karşılar:

”Bu görevleri, bu rütbeleri veren ne 'olursa, işte ben de o olacağım."

SOFRAYA GöSTERDiGi ÖZEN

Dr.Tevfik Rüştü Aras

t.Rüştü Aras

Atatürk’ün en büyük zevki sofrası idi denilebilir. Kılıç Ali, Atatürk'ün bu konuda şöyle dediğini nakleder:

''Bir lokma ekmek, bunu birkaç yakın 'arkadaş ile oturup beraberce yemek ve içmek bana kafidir."

Çok muntazam ve dikkatli bir insan olan Atatürk, sofraya otururken her şeyin yerli yerinde olmasına dikkat ederdi, Sofra örtüsünden tabaklara, bardaklardan çatal-bıçaklara varıncaya kadar her şeyin düzenli ve düzgün olmasına özen gösterirdi. Mesela çatal­ bıçaklarda bir çarpıklık görünce, bunu doğrudan doğruya kendisi düzeltir ve bundan sonra sofraya otururdu.

Sofranın karşısında bir büyük karatahta, tebeşirleri ve silgisiyle birlikte hazır bulundurulurdu.

Sofralarda iç ve dış politika, tarih, dil, coğrafya gibi çeşitli bilimsel konular konuşulur, günün önemli meseleleri görüşülürdü. Sofrada herkes açık konu­şur, herkes düşüncesini söylerdi, Bu konuda, şu önemli noktayı Kılıç Ali hatıralarında şöyle· vurgulamaktadır:

"Sofra, bazılarının sandığı ve telkin ettirmek istediği gibi, bütün devlet işlerinin müzakere yeri değildi. Bu mühim noktayı farkedemeyerek "sofra· da devlet işleri hallolunuyor" diye günün birinde Atatürk'e karşı gelenler, ağır mesuliyetlerle etekleri tutuştuğu zaman o sofraya içinden çıkamadıkları devlet işlerini· getirirler ve onları orada Atatürk'e halletirerek sofradan ferahlık ve neşe içinde çekilirlerdi. Hatta ·bazen de dedikodu mevzuu yapmak istedikleri sofradan nasıl perişan bir halde koltukla götürüldüklerine az mı şahit olmuştuk?"

Atatürk'ün sofralarında hemen her· şey görüşülüp konuşulurdu ama, "dedikodu" asla yapılmazdı. Atatürk bu gibi konuşmalara. kesinlikle izin vermez ve hoşgörülü davranmazdı.

Sofrada çeşitli düşüncelerin ve ka­naatlerin açıklanması için hoşgörülü davranan Atatürk, bundan yararlanıp tartışmaları ileri götürenleri de yine hoşgörüyle ve sabirla karşılardı.

Atatürk insanların kabahatlerini ve kusurlarını sofrada rahatlıkla yüzlerine söylerdi, Fakat bu konuda da haksız davrandığı görülmezdi, Kin, garaz ve intikam bilmeyen kişiliği bu sofralarda da belirirdi.

SOFRAYA DAVET

Atatürk'ün sofrasına davetin kendi­ne özgü bir yolu vardı:

Başyaver, akşamları saat sekiz su­larında Atatürk'ün huzuruna gelir, o akşam için sofrada bulunmasını istediği kişilerin adlarını. not ederdi. . Sonra telefonla bu kişiler haberdar edilirdi.

Davetliler köşkün bilardo salonunda toplanır ve Atatürk'ü beklerlerdi. Atatürk, davetlilerini bekletmemeye de büyük özen gösterirdi. Köşke geldiğinde davetlilere: .

. "Hoş geldiniz" der ve ellerini sıktıktan sonra:

''Buyurun, sofraya oturalım" di­yerek önlerine düşer ve sofraya otururlardı.

Eğer Atatürk, köşkün dışında gezin­tide değilse, davetliler gelmeden önce bilardo salonuna iner, orada bilardo oy­nayarak davetlilerini beklerdi. Bilardo oyununu seven Atatürk, bir yandan oynarken bir yandan da gelmiş olan davetlilerle sohbet ederdi. Sofraya oturmak zamanı 'geldiğinde ise: .

“ Buyurun, sofrada devam ederiz" diyerek davetlileri alıp sofraya geçerdi.

Atatük'ün sofralannın belirli bir dağılma saati yoktu. Sofranın dağılma saati konuşulan konuların önemine göre değişir, kimi zaman sabaha kadar sürdüğü olur, kimi zaman 'da erken dağılırdı. Çoğu geceler, bilimsel konuların konuşulmasıyla, bazı geceler de eğlence ile geçerdi.

Eğlence gecelerinde çoğu kez saz getirelerek dinlenir, kimi geceler de sofradan erken kalkılarak, neşeli bir poker partisi yapılır ve partinin sonun­da kazançlar harman edilirdi.

Atatürk, alaturka sazdan hoşlanır, çoğu zaman kendisi de şarkılara katılırdı. Ne var ki, alaturka sazı peşrevinden başlayarak saz semaisine kadar bütün kaideleriyle dinlemeye tahammül ede­mez, yarı yerde· faslı kestirip ayni makamdan olsun ya da olmasın, kendi sevdiği şarkılara başlatırdı. .

Sevdiği şarkıları söylemekten zevk alan Atatürk, bunları söyledikçe neşele­nir ve misafirlerine  dönerek sık sık kadeh kaldırırdı!

YEMEK SEÇMEZDİ

Sofrada Atatürk titizlik göstererek yemek seçmez, şu ya da bu yemeği istemek konusunda ısrar etmezdi. Ço­ğunlukla sofraya hangi yemek gelirse onu yer, sofradaki çeşitli mezeler arasında ise kavrulmuş leblebiyi her zaman tercih ederdi.

Yemek seçmemekle birlikte Ata­türk'ün sevdiği başlıca yemekler, omlet, patlıcan karnıyarık, "yağlı fasulye" diye adlandırdığı kuru fasulye idi. Patlı­can karnıyarık ile pilavı birbirine karış­tırarak yemeyi çok severdi.

Gece yarısından sonra ya da gündüz herhangi bir saatte karnı acıktığında Atatürk'ün aklına gelen ilk yemek omlet olurdu. Gece yarısı kalkıp mutfa­ğa gittiği ve orada aşçıbaşıya omlet yaptırarak yediği görülürdü.

Atatürk'ün sofrasının müdavimle­rinden olan .Kılıç Ali, hatıralarında bu konuda şunları yazar:

"Atatürk'ün sofrası başlı başına bir alemdi. Orada az mı şeyler gördük, az mı şeyler işittik, az mı vakalara şahit olduk!

O sofradan neler, kimler gelmiş geçmiştir. Asıl bahtiyarlık o sofradaki yerini, sonuna kadar, sendelemeden salabetle muhafaza edebilmekte idi.

Biz, o sofra müdavimlerinden öyle adamlar tanımışızdır ki, gösterdikleri suni dostluk tezahürlerinden, bizimle yaptıkları hususi hasbıhallerden daha o zaman, samimi olmadıklarını anlamışızdır. Nitekim bu adamların ne kadar aşağı, ne kadar bayağı olduklarını Atatürk'ün vefatından sonra, daha iyi anlamış bulunuyoruz ..

Atatürk, her cinsteki, her nevi tipteki insanları oldukları gibi kabul eder ve bu gibileri istidatlarına göre kullanmasını çok iyi bilirdi. Halkın pek de sevmediği bazı kimseleri ekseriyetle sofraya davet etmesinin sırrı da bunda idi. Hatta bu gibilere sofrada ve muhitinde birer mevki verir gibi görünürler, bazı seyahatlerde beraberlerine aldıkları da vaki olurdu.

Atatürk, harimine girmiş olan yakın arkadaşlarıyla mahrem olan her şeyini konuşabilirdi. Sofrasına devam eden,herkesin gözüne batan öyle 'adamlar’vardı ki; onlar hakkındaki kanaatlerini, o adamları niçin sofrada, yakınında bulundurmak lazım geldiğini, bunun  sebeplerini açık olarak yakınlarına izah ederdi. Fakat açık konuştuğu mahrem ve yakın arkadaşları hakkında diğer bir kimseye asla bir şey söylemezlerdi. İşte bunlarla ötekiler arasındaki fark burada idi:

Atatürk'ün herhangi· bir gün: sofra­da bulunan bir devlet adamına dönerek:

Sen, benden korkmuyor mu­sun? Geç karşıma demiş olması, belki de ilk bakışta alkolün tesiriyle söylen­miş herhangi bir sözden ibaret gibi telakki edilmişti. Halbuki bizler biliyor­duk ki, Atatürk'ün durup dururken böyle bir meydan okumasında elbette bir mana ve bir hikmet vardı. O esnada sofrada bulunanlar sadece Atatürk'ün o andaki bu sözlerini işitirler; fakat sonradan o mevzuun benim evimde devam eden safahatını bilemedikleri için pek tabiidir ki, Atatürk'ün sofradaki bu sözlerini istedikleri tarzda tefsire çalışır­lardı.

KiMSEYi iÇKiYE ZORLAMAZDI

Atatürk.' 'bazılarının sandığı gibi, sofrasında herkesi içki içmeye zorlamaz­dı. Yine bu sofraların konuklarından olan Ali Canip Yöntem, bu konuda şu anısını anlatır:

"Bu akşam sofra misafirleri arasında Amasya Tarihi Müellifi Hüseyin Hüsa­mettin Efendi de bulunuyordu. Hocanın bir şey almadığını gören Atatürk:

"Hoca Efendi bir şey almıyorsu­nuz" dedi.

Bunun üzerine Hüsamettin Efendi, sofraya hizmet edenlerden birine limo­nata ısmarladı. Atatürk: .

Allah, Allah! Burası  içki sofrası! Rakı bira Içmez misiniz? diye sordu, Hoca'nın:

- Hayır efendim, müsaadenizle li­monata içeceğim, demesi üzerine de:

- Hay hay, .siz bilirsiniz, dedi.

Konuşulan bahse devanı etti.

Sofra, akşamları sekiz buçuk, dokuz­da başlar ve çok defa sabah üçe, dörde, hatta beşe kadar sürerdi. Hüsamettin Hoca limonatasını içti, anlaşılan yüreği ezildiği ve acıktığı için sofrayı dolduran mezelere bakıyor, limonata ile yenilebi­lecek bir şey arıyordu: Zeki Atatürk münakaşa sırasında bunu sezinlemiş, hizmet edenlere: .

- Şu zata limonatası ile yiyebileceği bir şey getirin, aç kalıyor, demişti.

Hocanın önüne bisküvi, baton sale, şu bu konuldu. O da bunlarla limonatasını içti.

Bilvesile şunu da kaydedeyim ki, Atatürk içmeye icbar, hatta ima etmediği halde, daha sonra bir kere daha sofrada rastladığım Hüsamettin Efendi'nin bira içtiğini gördüm!' ·

Atatürk bir akşam da sofrada Ali Canip Yöntem'den bir şiir okumasını istemişti. Ali Canip birkaç şiir okuduk­tan sonra Atatürk devam etmesini isteyince:

" Paşam hatırımda bu kadar var''dedi. · · ·

Atatürk bunun üzerine kendi parça­larından okumasını istedi. Bu kez Ali Canip; "Şark'ın Ufukları" adlı manzu­mesini okudu. Manzume şöyle sona eriyordu:

"Her zulmü, kahrı boğmaya bir parça kan yeter

Ey Şark, uyan yeter; yeter ey Şark, uyan yeter!'

Sofrada bulunanlardan Hariciye Ve­kili (Dışişleri Bakanı)Dr. Tevfik Rüştü Aras, herhangi bir yanlış anlaşılmayı önlemek istercesine: ,

"Paşam bu manzume yirmi beş yıl önce yazılmıştır" dedi..

Atatürk kaşlarını çatarak şu yanıtı verdi:

" Ne demek istiyorsunuz Bey­efendil Bugün yazılmış olsa ne çıkar?"

İşte, Atatürk sofrada da böyle bir insandı.

 


 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.