KAVRAM SÖMÜRGENLERİ / Mehmet Salihoğlu

Araştırma

Özgürlük ve demokrasi kavramını sömüren o yarı aydınlarla, onları arkalayan para babaları ve toprak ağaları, yapa yapa bunu yapmışlardı! Diyesim, bir ak devrimin koşullarını hazırlamışlardı. Çoğu, Amerikan yardımı ve milyonlarca Türk nüfusun doğal çalışması sonucu meydana getirilen birtakım somut işleri de gümbür gümbür sömürerek, dağ, bayır, dere-tepe dolaşarak, sıkılmadan hep kendilerine mal etmişlerdi.

KAVRAM SÖMÜRGENLERİ

Mehmet Salihoğlu

Türkiye kadar sömürüden yakınılan, yine burası kadar okumuşları,  aydınları sömürgen olan başka bir ülke yoktur sanırım. Neden mi diyeceksiniz? Anlatayım: 1945'lerde, kimi okumuşlarımız, aydınlarımız, köylüyü, kentliyi de arkalarına katarak, bir özgürlük, bir demokrasi kavgasına atılmışlardı. Kalemler, ağızlar, yıllar yılı hep özgürlük şarkılarıyle dolup taştı. Özgürlük gereksinmesi, demokrasi özlemi, bilinçli, bilinçsiz gerçi vardı. Adı Demokrat olan bir parti de buna dayanılarak kurulmuştu. Gelgelelim, iktidara gelmesinde gerçek bir insan hakları düzeni, gerçek bir demokrasi kurulmasının özlemini taşıyan dürüst, namuslu aydınlarla; yüzyılların birikmiş ihmallerinin geri bir yaşantıya itmiş olduğu temiz yürekli Anadolu, köylüsünün umutlarının da büyük payı olan Demokrat Parti, özgürlük ve demokrasi deyince, meğer yalnızca kendisinin iktidara gelmesini anlamaz mıymış!?. Daha doğrusu, özgürlük ve demokrasi kavramını sömürerek, siyasal gücü eline geçirmenin hesabında değil miymiş!?. Böyle olduğu için de kısa zamanda, dürüst, ilerici, yurtsever aydınlara ve Atatürk gençliğine ters düşüvermişti. Bu terslik, bu aldatmaca, onları, kendisine karşı savaştıkları «Milli Şef» in verdiği özgürlükleri bile kısmaya ve demokrasiyi demagojiye, halk avcılığına dönüştüren. olumsuz bir yola; yurdumuzu ise 27 Mayıs Devrimi'ne sürüklemişti. Gerisini hep biliyoruz.

Özgürlük ve demokrasi kavramını sömüren o yarı aydınlarla, onları arkalayan para babaları ve toprak ağaları, yapa yapa bunu yapmışlardı! Diyesim, bir ak devrimin koşullarını hazırlamışlardı. Çoğu, Amerikan yardımı ve milyonlarca Türk nüfusun doğal çalışması sonucu meydana getirilen birtakım somut işleri de gümbür gümbür sömürerek, dağ, bayır, dere-tepe dolaşarak, sıkılmadan hep kendilerine mal etmişlerdi. Kütleleri aldatmak, onların oylarıyle egemenliklerini sürdürmek, en kalın çizgileri idi. Çünkü, yöneticileri, özgürlük, demokrasi konularında içtenlikli değillerdi, dürüst değillerdi. Demokrasiyi yalnızca sömürmüşlerdi. Ve aldatmışlardı

Türk halkını, Türk aydınlarını!.. .

1960'ta biten bu özgürlük, bu demokrasi sömürüsüne, ondan sonra da yeni kavram sömürüleri ekleniverdi. Bunlardan biri «ortanın solu», öteki «reform», şimdiki de «milliyetçilik»tir. Ortanın solu deyimini, 27 Mayıs Anayasası'nın getirdiği özgürlükler ortamında boy vermeye başlayan toplumcu düşüncenin gölgesinde, İşçi Partisi diye yeni, sol bir parti kurulunca ve bu partinin programı, CHP'nin  daha solunda bir nitelikte belirince, CHP liderleri, aradaki ayrımı belirtmek için ortaya atmışlardı. İlk sunuluşu, bilimseldi, dürüsttü. O liderler, CHP'nin programının özü, iskeleti olan altı oku, özellikle devrimcilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ilkelerini düşünerek doğal bir zorunlulukla «CHP, siyasal partiler yelpazesinde ortanın solunda bir partidir» demişlerdi ki, bu doğru idi. Böyle demekle yalnız ilkeleri yönünden var olan bir gerçeği ortaya koyuyor, böylece yeni bir etiketlendirme yapmış oluyorlardı. Gelgelelim, bunun da sömürgenleri türemişti. Neden mi? CHP'nin ortanın solu diye yeni bir karakter aldığını, değiştiğini öne sürerek, büyük çoğunluktan daha çok oy almak, bir de İşçi Partisi'ne gidecek oyları kendilerine çekmek hesap ve umuduna düşmüşlerdi de ondan! .. Nitekim, o halk avcıları, 1969 seçimlerinde CHP yenilgiye uğrar uğramaz ne ortanın solu deyimini ağza aldılar, ne de partilerinde kalabildiler. Çünkü, içtenlikli değildiler. Bu sömürgen politikacılar, «CHP yıllar yılı Kuvayi Milliye ağalarıyle bürokratların güdümünde, kendi programının gerisinde bir politika güttü; İnönü ne yazık ki, gericiliğe ödün verdi, partinin Atatürkçü-devrimci ruhu örselendi» diyemedikleri, demek dürüstlüğünü gösteremedikleri için, Atatürk partisinin tarihsel rengini, niteliğini, Türk halkına yeni bir şey olarak sunmaktan, yutturmaktan medet umma yarışına girmişlerdi. Öyle ki, bu yarışa, kişisel sandalye kavgalarını da bulaştırarak, - aslında birbirlerinden pek de ayrımları olmayan ve de her partide olması gereken sağ kanat ile sol kanada rahatça yerleşebilecek olan bu insanlar - sözde yeni olan bir ortanın solu kavgasına düşmüşlerdi. Sonunda birbirlerinden de koptular ve parça parça ayrılıp gittiler. Parti de onlardan kurtuldu. Biri, ortanın solundan şunu anlamış, öteki bunu ... Oysa tarihsel yönden CHP'nin bu niteliğini en doğru Ecevit anlamıştı. Doğrusunu ararsanız, gidenler, eskiden beri gerçek Atatürkçü olsalardı, içten CHP'li olsalardı, bu anlayış ayrımı, bu kavga, gidenlerin kalanlara «komünist», kalanların da gidenlere «faşist» demesine varabilir miydi? Varamazdı elbette. Öyleyse, o düzmece CHP'lilerin yaptıkları. da, günlük politika kaygılarına kavramları araç etme~, başka bir deyişle, kavram sömürücülüğü yapmaktan öte bir şey değildi. Nitekim, aralarında kişisel kırgınlığa kapılanlar, kolayca bir cepheden ötekine de, geçebilmişlerdir. AP'ye geçenleri bile olmuştu. Kişisel hırs, öfke, tutku, allak-bullak etmişti onları.

Bir üçüncü kavram sömürüsünü de «reform» sözcüğü yöresinde gördük. 1971 'de önce yeni bir hükümete takıldı bu etiket. Ona «Reform Hükümeti» denildi. İlkin umutlar nasıl filizlenmiş, gözler nasıl parlamıştı!.. Ama o hükümetin doğmasını etkileyen öyle nedenler vardı ki, böyle bir hükümetin «reform» yapması, zaten doğanın yasalarına aykırı olurdu. Nitekim, hazırladıkları her olağan yasa tasarısına «reform tasarısı», her yaptıkları keyfi, haksız işleme, eyleme ve saçmalığa da «reform» demeye başladılar!

Oysa reform, bir yapı, bir düzen değişikliği getiren, halka, kamuya dönük, köklü eylemlere denir. Ve bir düşünce sistematiğine, tutarlılığına dayanır. Üçü-beşi dışında, çoğu mantıksızlıkla hoyratlığın, buyurma zevki .ile tutkunun acayip bir karışımı olan Bizans artığı cakalı eylemlere «reform» denilebilir miydi? Ama bizde denirdi....

Atatürk'ü de, Atatürkçülüğü de az mı sömürdük, sömürüyoruz? .. Antika insanlarız biz!..

Bu kadar mı kavram sömürüsü? Değil elbet. Ülkemizde daha ne kavramlar sömürülmekte, ne kavramlara sınıf çıkarları, kişi çıkarları yüzünden kıyılmaktadır! Örneğin, günümüzde en çok sömürülen bir kavram da «Millıyetçilik» kavramıdır. Bizim ulusçuluk, sömürücülerinin de milliyetçilik dediği kavram, içeriği yönünden bir kentsoylu (burjuva) kavramı olup, yeryüzüne Fransız devrimiyle gelmiş yeni kavramlardandır. 18. ve 19. yüzyıllardaki anlamı, sermaye sınıfının egemenliğine dayanan, dil birliği, ülke birliği, ülkü birliğine yönelik, içdış sömürüye dayalı, çağına göre de ileri bir anlamdı. Ve bu, tarihsel açıdan, Rönesans sonrası Avrupasında

. başlayan uyanışın getirdiği uluslaşma sürecinin kamçısı olmuş bir. akım doğurmuştu: Ulusçuluk. Ne var ki, makinenin yaratılması, makineli işleyimin gelişmesiyle meydana gelen işçi sınıfının 19. yüzyılın ikinci yarısında, Avrupa toplumlarında ağırlık kazanması, kentsoylu ulusçuluğuna yeni bir içerik kazandırmaya başladı. Ekonomik açıdan anamal-emek çelişkisine dayanan toplumculuk akımı, bu içeriği emziren etkenlerin başında gelir. Bu oluşum ve gelişimler, giderek ulusçuluğu, ulusal sınırların içindeki halkın bağımsızlığını, egemenliğini, özgürlüğünü, iç, dış sömürüye karşı koruyan bir düşünce düzeyine yükseltti. Bu oluşun tarih sahnesine ilk atılışı, Atatürk devrimiyle oldu. Barışçı, halkçı, insancıl, akılcı bir ulusçuluk olan Atatürk ulusçuluğu böyle doğdu. Atatürkçü Türk Anayasası, birkaç kez kanla yazılmıştır. Onun ulusçuluk ilkesini, bir yandan eski Arabistan çöl düzenine, bir yandan da artık bir ütopya olduğu son altmış beş yıllık yurt ve dünya olaylarıyla de kanıtlanmış olan ırkçılık masalına kurban etmenin yaldızlı oyunlarına girişmek, bence öteki kavram sömürülerinden çok daha ağır bir suçtur.

Kimi akılların başlara geldiğini, bu ülkede hiç mi görmeyeceğiz? ..

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.