YAKUP KADRİ ÜZERİNE / Füsun Akatlı

Araştırma

Yakup Kadri'nin edebiyatımızdaki birincil önemi, romancılığından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, gerek romanları, gerek romancı olarak kişiliği, çeşitli kişilerce farklı yaklaşımlarla inceleme değerlendirmek konusu yapıldı. Bunların bana en ilgi çekici gelenlerini hemen sıralamak isterim:

YAKUP KADRİ 

 

Yakup Kadri'nin edebiyatımızdaki birincil önemi, romancılığından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, gerek romanları, gerek romancı olarak kişiliği, çeşitli kişilerce farklı yaklaşımlarla inceleme değerlendirmek konusu yapıldı. Bunların bana en ilgi çekici gelenlerini hemen sıralamak isterim:

Örneğin Fethi Naci, "Türkiye'de Roman ve Toplumsal Değişme" de "Kiralık Konak", "Hüküm Gecesi", "Sodom ve Gomore", "Yaban", "Ankara" ve "Bir Sürgün" romanlarını; batılılaşma sorunu, İttahat ve Terakki ve Hürriyet ve İtilaf'ın eleştirisi, aydınlarla köylüler arasındaki uçurum, Cumhuriyetin ilk yıllarının eleştirisi vb. açılarından inceler ve çok geniş olmayan bir oylum içerisinde Yakup Kadri romancılığının canalıcı noktalarının doyurucu bir yorumunu getirir.

Selim İleri "Çağdaşlık Sorunları"nda, 'Eleştirel Gerçekçilik Açısından Konak' başlığı altında şu saptamaları yapar: "Konak yaşaması,onun yapıtında aydının bir türlü sorunları kavrayamamasının nedeni gibidir. Konaktan çıktığı için aydın, örnekse köylünün gözünde sürekli 'yaban' kalmıştır. Konak, yazarımızın gözlemevidir aynı zamanda; toplum, toplumsal sorunlar, tarihi dönüm noktaları, değişim sürecindeki dönemler ve resmi çağdaşlaşma çabaları hep konağın dolaylarında saptanmıştır." (s.71-2); "Yalnız romancının konak yaşamasına yakınlık duyduğunu da söyleyemeyiz. Tersine, 'Hep O Şarkı' konak yaşa-masınin kesin bir yergisidir; böylelikle Yakup Kadri son romanında yüksek zümrenin de aristokratik onurluluktan yeni zengin çıkarcı kimliğine bürünüşünü anlatarak, konağı gerçekten kiraya verir, hem de yıkıcılara ... Kaldı ki, kaba bir genellemeyle Yakup Kadri'nin herşeyi kargışla andığını söyleyebiliriz.Bir ilenç romancısıdır o;· bütün zamanlarını ilencin görüngesinden değerlendirir." (s.73); "Yakup Kadri'nin konağı gözlemevi seçmesini pek çok nedene bağlayabiliriz. Yazar, toplum tarihimizdeki değişimlerin romanını yazmıştır. Politik, töresel değişimlerin birey yaşamındaki etkileri, tepkileri -Yakup Kadri' nin üzerinde çokça durduğu bir sorundur." (s. 74); "Nihayet 'Hüküm Gecesi', politik eylem içinde kendi yerini arayan Ahmet Kerim'in yalnızlığına dönüşür. Öyle bir yalnızlık ki, temelinde bireysel ve kişisel nedenler değil, doğrudan doğruya toplumsal sorunlar yatmaktadır. Bir tarihçi dikkatiyle çizilmiş sahici portreler, yapıntısal kişilerin psikolojisine derinlemesine bakış, bizi ülkedeki politik yaşamın korkunçluğuna yaklaştırır ... Hep "Vahşi Asya", ya da "haşin Avrupa" olarak yaşamış aydın, 1910-1913 yıllarının genelgörünümü içinde kendi çıkış yolunu arar." (s.79). Bunu izleyen, 'Hakkı Celis'in Gönül Tarihi' başlıklı bölümü de okuyunuz. Kitabın 119. sayfasına kadar, Selim lleri'nin Yakup Kadri'nin romancılığına ilişkin olarak, gerçek bir yazın bilincini yansıtan derinlemesine değerlendirmelerini, adeta bir roman okuma doyumuyla izliyoruz.

Üçüncü bir Yakup Kadri incelemesi örneği, Berna Moran'ın "Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış" adlı kitabındaki ilgili bölümlerdir (Kiralık Konak, s.151-69 'Yaban'da teknik ve ideoloji, s.170-84); Alafranga Züppeden Alafranga Haine, s.219-26). Bu yazıları, Yakup Kadri'nin romancılığını aydınlatan çok yetkin değerlendirmeler olarak anıyorum.

Bu bağlamda bir de, Toplum ve Bilim dergisinin 24.Kış,1984 sayısında yayımlanmış "Aydınların Kibri" başlıklı yazıyı anmak isterim. İskender Savaşır, Yakup Kadri'den söz etmenin kaçınılmaz olduğu bir konuya: aydınlar "sorunsal"ına, çok özgün bir yaklaşımla geliyor karşımıza bu yazısında. Yazarımıza ilişkin birkaç saptayımını alıntılamak isterim: "Bir romancı olarak gerçekten güç bir durumla karşı karşıyadır Yakup Kadri: Bütün tezahürlerini yadsıdığı bir gelenek, siyasal açıdan olumladığı, kendi eylemi olarak benimsediği Kurtuluş Savaşı'nı doğurmuştur. Ancak 'dünya görüşü', bu eylemi anlatmasına, 'Zoraki Diplomat'ta düvel-i muazzama'ya yönelttiği 'Nasıl oldu? ne oldu da 'hasta adam' can havliyle silkinip toparlanarak ve bütün bağlarından sıyrılarak birden .bire ayağa kalkıverdi?' sorusunu edebi düzlemde yanıtlamasına izin vermez."; "Büyük bir olasılıkla, sözkonusu aydınlar, batılılaşmayı seçmenin, Yakup Kadri'nin yaşamının sonunda dediği gibi, 'hayatın realitelerinden' uzak, 'soyut bir dünya görüşü'ne tutsak olmak demek olacağını öngörememişlerdi (kendilerini batılılaşmanın içerisinde bulan aydınlar- F.A.)/Gerçi Yakup Kadri 'hayatın realiteleri' ile temas etmekle bu 'soyut dünya görüşü'nden kurtulduğunu ima ediyor ama ben metinlerinde böyle bir 'kurtuluş' a işaret edecek bir ize rastlamadım."

,, Yakup Kadri denir denmez, dosyasında yıldızlanmış olarak yer alan bu derinlemesine düşünsel emek ürünleri dururken; yazınsal, sosyolojik, tarihsel, siyasal boyutlarla yüklü bir roman birikimini dar bir oylum içerisinde özetleme çabasına girişmek bana ters geldi. Bu nedenle, dikkatleri Yakup Kadri'nin, üzerinde daha az durulmuş bir başka yönüne çekmek üzere onun anı yazarı kimliğine kısaca değinmeyi daha anlamlı buldum.

Yazarın son otuz yıl içinde yayımlanmış beş anı kitabı var: Zoraki Diplomat 1955), Anamın Kitabı (1957), Vatan Yolunda (1958), Politikada 45 Yıl (1968),Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969). Ben bunların ilk ikisi ile sonuncusunu okuyabildim yalnızca. Başlıbaşına ilginç bir tür oluşturan anı yazınımız, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi gazetecilikten diplomatlığa, edebiyatçılıktan politikacılığa (hatta ideologluğa) uzanan çok yönlü bir kişiliğin kalemiyle mutlaka zengin boyutlar kazanmıştır.

"Bütün Eserleri" dizisinde yer alan Önsöz' de şöyle deniyor: " ... önce Balkan, ardından da 1. Dünya savaşları, bu savaşlarla gelen yıkım, Yakup Kadri'de bir değişime yol açacak, sanatın "şahsi ve muhterem" olduğu düşüncesinden yavaş yavaş uzaklaşacaktır." Doğrusu; gerek okuduğum romanları, gerek yukarıda andığım inceleme /eleştiri yazıları bu yargıya hak verdirmiyor değil. Ama "Yine de" diyorum, "Yakup Kadri' de bile, yine de 'sanat şahsi ve muhterem' değil midir hala acaba?" Ve bakınız, arayan buluyor! Yakup Kadri'ye verelim sözü, "Anamın Kitabı"nın önsözünden okuyalım: "İnsan kocadıkça çocukluğunu ve ilk gençlik çağını yeniden yaşamaya başlar demişler. Meğer ne kadar doğru sözmüş bu. Gerçi, ihtiyar adam,hayatının o uzak devirlerine hayali ile dönüyor ama, geçmişteki heyecanlarını, sevinç ve acılarını, dünkü, bugünkü olayların uyandırdığı duygularmış gibi bütün canlılığını ve sıcaklığını tekrar hissederek. Sanki elli yıl, altmış yıl ötelerde kalan çocuk, koşa atlaya geriye dönüp yıpranmış, aşınmış kalıbının içine giriyor ve orada eski gevrek 'sesiyle gülüp ağlamaya başlıyor./İşte kaç zaman var ki, ben, hep bu sesi dinler olmuşumdur." Başımdan geçenleri hiç bilmeyen, çektiğim mihnetlerle hiç ilgisi olmayan bu çocuk bana neler söylüyor? Hangi dünyanın yankılarını getiriyor? Anlamaya lüzum görmüyorum. O içime girdiği andan beri, kendimi ondan ayırt edemiyorum ve kendi derdimi,kendi dünyamı unutup onunla haşır neşir oluyorum. Hatta, arada bir, bana öyle geliyor ki, çocuğun anlattıkları benim anlatabileceklerimden daha önemli, daha dokunaklıdır ve beş-altı yılcağızlık macaresinin bazı bölümleri benim altmış yıllk maceramdan daha ibret verici kıssalarla doludur./ .. ./Bu benliğimin derinliklerine iniş macerasının hikayesl elinizde tuttuğunuz kitap hacmi içinde sona ermeyecektir sanırım. Çünkü, ben, hala soluk soluğa derinliklerime doğru inip durmaktayım. Omrüm vefa ederse, okurlarıma, ikinci bir ''Anamın Kitabı''nda belki romanlarımın bütün anahtarlarını vermiş olacağım." (s.15-6).

"Muhterem"lik, gayri şahsilikle zedelenmiyordu zaten (ya da toplumsal"lıkla); bir anı kitabında ister istemez "şahsi'lik de böylece döngeri edince, romancılığımızın büyük üstadı Halit Ziya şimdi kıs kıs gülmüyor mudur? "işte"demiyor mudur, "görüyorsunuz, sanat yine de (son tahlilde!) şahsi ve muhterem'dir."

Yakup Kadri'nin mutlaka okunması gereken bir başka anı kitabı da "Gençlik ve Edebiyat Hatıraları"dır. Mehmet Rauf, Şahabettin Süleyman, Refik Halit, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Cenap Şahabet-tin, Süleyman Nazif, Abdülhak Hamid, Tevfik Fikret, Abdülhak Şinasi ve Halide Edip'le ilgili çok özgün perspektifli anıların yer aldığı bu kitap, yazına ilgi duyanlar için bir hazine değerindedir. Hem de Yakup Kadri romancılığının kilit temalarından biri olan aydınlar sorunsalı üzerine, (I'Savaşır'ın kimilerine işaret ettiği), romanlarındakine eklenebilecek daha somut ipuçları verir bize.

Anı yazarlığı, yazanın tavrına bağlı olmak üzere, denemeciliğe oldukça yaklaşan bir biçeme bürünebiliyor zaman zaman. Yakup Kadri'nin denemeci kimliği ise, "mensur şiir" diye anılan "Erenlerin Bağından" ve "Okun Ucundan"da apaçıktır. Anı veya da deneme yazarlığının ilginç bir bileşkesini de, onun pek az üzerinde durulan bir başka yapıtında buluruz: "Alp Dağlarından ve Miss Chalfrin'in 'Albümünden" de. ikinci bir Yakup Kadri ana temasına: doğu batı sorunsalına ışıklar düşebilir bu kitapta derlenen yazılardan. Kendisi şöyle diyor bu kitabın önsözünde: " ... 'Alp Dağlarından', şarklı gözüyle Avrupa'nın, 'Miss Chalfrin'in Albümü'de, garpli gözüyle şarkın kaba taslak bir tablosudur ve her ikisi de benim fikri gelişmemden iki esaslı merhalenin müşterek işaretini teşkil etmektedir.

Bu yazıda Yakup Kadri'yi tanıtmak değil, romancılığı yanısıra edebiyatçı kişiliğini düşüncelerimizde bütünleştirebilmek için önemli olduğu sandığım bir başka yönüne işaret etmek amacını güttüm. Tabloyu bütünlemek isteyenlere, yazımda andığım kaynaklara başvurmalarını salık veririm.

 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.