Koronavirüsü ABD’de Üretilmiş Olabilir mi? E.Buyrukçu

Deneme

Artık insanlar nasıl ki “ yoksulluktan kurtulacaksınız” sözcüğüne inanmıyorsa “Koronadan kurtulacaksınız” sözlerine de tedirgin yaklaşmaya, hatta belirli bir kesime bağlı topluluklar inanmamaya başladılar. İnanmadılar çünkü tanrının dileğiyle bu hastalık yakalarına yapışmış ve eceli gelenler ölmüştü. Eğer hastalığa bir çözüm bulunucaksa da bunu Tanrı yaratacaktı...
Ama hastalıkları yaratan Tanrı ayni zamanda Genetiği değiştirilmiş grip virusunu üreten ruh hastalarını da yaratmamış mıydı?

Erdem Buyrukçu

Son aylarda grip hastalığının emarelerini taşıyan ve şeklinden dolayı Korona virüs diye tanımlanan hastalıklardan ölenlerin sayısı arttıkça  görsel ve yazılı basında hastalık-Salgın da diyebiliriz-üzerine milyonlarca görüş ortaya konmaya ve tartışılmaya başlandı.Çeşitli teoriler, felaket senaryoları yazılmaya başlandı. Korona üzerine kitaplar basıldı. Şarkılar yapılmaya başlandı. Milyarlarca insan, Ufoların dünyaya uzaylıların taşımasını beklerken Korona ile tanıştı ama ciddiye alıp önemsemeyince her gün sayıları çoğalan ölüm vakalarının tüm dünya televizyonlarında ilk sırada yer almaya başlamasıyla, kırmızı ışıkta durmak isteyen benzin yüklü TIR gibi birden fren yapınca korku, endişe, panik, yaşamla ilgili tüm işlevlerinin önüne Berlin duvarı gibi yükselerek insan yaşamının özel ve toplumsal hücrelerine girip hepsini bozuverdi.

Artık insanlar nasıl ki “ yoksulluktan kurtulacaksınız” sözcüğüne inanmıyorsa “Koronadan kurtulacaksınız” sözlerine de tedirgin yaklaşmaya, hatta belirli bir kesime bağlı topluluklar inanmamaya başladılar. İnanmadılar çünkü tanrının dileğiyle bu hastalık yakalarına yapışmış ve eceli gelenler ölmüştü. Eğer hastalığa bir çözüm bulunucaksa da bunu Tanrı yaratacaktı...

Ama hastalıkları yaratan Tanrı ayni zamanda Genetiği değiştirilmiş grip virusunu üreten ruh hastalarını da yaratmamış mıydı?

Ölümlerin yüzbinlere ulaşması sonucu sorumluluğu üstlerinden atmak isteyen kapitalist düzenin ilaç üretimini elinde tutan büyük endüstri kapitalistleri, yaramazlık yapan çocuklar gibi hemen birbirini suçlamaya başladı.

Peki hastalığı üreten, grip aşısının DNA’sıyla oynayıp yeni bir tür virüs yaratan ülke hangisiydi?

Çin? Almanya? Amerika? Rusya?

Veya Hitlerin yeni bir ırk yaratmak için kullandığı çalışmaları taslak olarak kullanan Amerikalı Dr. Charles Davenport.(kalıtım araştırmaları yapan zamanında çok tutan irsi genetik üstünlük fikrini destekleyen bir bilim hareketinin kurucusu)

Ve Davenport hayranları Madison Grant ve Dr.John Kellogg gibi bizim bilmediğimiz yeni isimler?

Korona, Coast projesi ile siyahi güney Afrikalıları genetik olarak ölümcül hastalıklarla yok etmek isteyip başarlı olamamışların yeni bir denemesi mi yoksa?

Ama Davenport’un başkalarına da ilham verdiği ortada.

Son günlerde seyrettiğim bir dizide  (Designated Survivor) eğitimli, radikal teröristler  kıyamet niteliğinde bir salgın yaratmak için  Grip ve Çiçek virüsü üzerinde oynama yaparak soykırım amaçlı yeni bir virüs üretirler.

Önce Florida’da bilinmeyen bir nedenle yüzlerce  kırmızı Kardinal kuşu topluca ölür.

Arkasından Kanada’da bir kadın doğum kliniğinde onbeş gün boyunca hafif grip geçirdiklerini sanan onlarca kadın iyileştiklerine inandıkları bir anda düşük yaparak bebeklerini kaybederler.

Ardından Florida’da bir sitede oturan insanlardan sadece siyahlar Koronaya( nefes darlığı, ateş, şiddetli öksürük...) benzeyen ağır bir grip hastalığına yakalanırlar.

Olayların peşine düşen CİA yaptığı araştırmada, Biyo teröristlerinin  Çiçek virüsü DNA’sının bulaşıcı kısmını izole edip CRISPR (Düzenli aralıklarla bölünmüş palindromik tekrar kümeleri. CRISPR, bakterilerin kendilerini virüslerden kaynaklanan saldırılara karşı korumak için kullandıkları bir savunma sistemi olarak işlev görmektedir.) kullanarak  Kuş gribi virüsü ekleyip, bulaşıcılık oranını yükselten bir virüse rastlarlar.CİA’e çalışan siyahi bir bilim adamı, biyolog yaptığı araştırmadan sonra yetkilileri tedirginliğe sürükleyen bir açıklama yapar.

“Teroristler farklı DNA parçaları edinip bunları birleştirerek yeni ve çok tehlikeli bir virüs yaratarak bir soykırım peşindeler. Ürettikleri yeni biyosilahı  önce Kardinal kuşları üstünde denediler ve toplu kuş ölümlerine neden oldular. Burada başarılı olduktan sonra Kanada’daki Kadın Doğum kliniğinde denediler ve suni düşükler yarattılar. Ardından yüzlerce insanın oturduğu bir siteye havalandırma sistemiyle bulaştırdılar ve sadece koyu tenlilerin hasta olmasını sağladılar...Ne antibiyotikler ne de aşıların çözüm olmadığı bir biyosilah ürettiler..Tasarı, Siyah ırkta bulunan ve Pigment fabrikası gibi çalışan Melanositleri hedef almaktı. Doğal olarak farklı ırklar arasında genetik farklılıkar sadece yüzde 0.04 civarında. Onlarda bu oranı hedef aldılar.  Ama bu kadar seçici bir DNA virüsünün kendini sürdürebilecek kalıcılıkta olması doğada imkansız... Özel bir etnik biyosilah yapmak için DNA’lara müdahele ettiler. Çiçek virüsünün etkili kısmıyla ürettikleri virüsle önce kuşları öldürüldüler. Ardından ürettikleri bir virüsü Hamile kadınlar üzerinde denediler. Her ikisinde de farklı ama olumlu sonuçlar alınınca bu kez  beyaz olmayan insanları hedef alıp grip bulaştırdılar, amaçları Çiçek hastalığı ile Kuş gribininden dünyanın büyük bir kısmı öldürecek yeni bir biyosilah üretmekti. Bu silahı ürettikten sonra dağıtmak çok kolaydı.Tek bir öksürük yarım milyon virüs parçacığını saçar havaya. Bu öksürüğün bir uçakta olduğunu düşünürseniz  o uçağın içi kuluçka makinesine dönüşür. Virüsü kapan yolcularla dünyanın çeşitli ülkelerine dağılır. Sonrası felaket... ”

Buna başka senaryolar da ekleyebiliriz.

Ama dizilere konu olan Biyosilah çalışmalarındaki gerçek örnekleri gözardı edemeyiz. Hele bu dizi bir ABD yapımıysa. Rambo’da, savaş ve ajan filmlerinde yeni üretilen silahların reklamını yapan bir ülkenin –Biyosilah-çalışmalarının anlatıldığı bir dizi –koronavirus-kadar olmasa bile ciddiye alınmalıdır.

İnsanın duygusal yanı, en ilkel, en içgüdüsel yanıdır. Bu nedenle temel yapıdan kaynaklandığı çağlar boyu büyük değişimlere uğramamıştır. Uygarlık onu kısmen forme etmiştir ama  hiçbir zaman insanın temel duygularını yok edememiştir. Yeni duygularını, biçimleri geliştirememiştir. Geliştirememiştir çünkü Akıl sürekli olarak yaşama teknikleri geliştirerek buna engel olmuştur.

-Akıl- Yüzyıllar boyunca dünyada yaşanan tüm salgınlara tanıklı etmiştir.Savaşlar yaşamıştır ama sonunda kazanan hep-Akıl- olmuştur.

Bu nedenle –Akıl-ın Koronavirüs belasına karşı da en kısa sürede bir çözüm bulacak ve kazanan yine –akıl- olacaktır..

 

 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.