Özgürlük Dörtlüsü/ H.İbrahim Bahar

Deneme

Özgürlük, bir anlamda insanın en derin duyduğu; karşı konulmaz bir gereksinme, bir dürtüdür, bir içselliktir, bir öznelliktir. Ama sadece bu durumda kalamaz. Başka temel gereksinmeler gibi  bilinç düzeyine çıkar, açıklık kazanır, Artık bu, bir duyu verisi değil, bilinç verisidir. Diğer bir deyimle, kendisini gerçekleştirmek isteyen özgürlük bilincine dönüşmüştür.

Dr. Halil İbrahim Bahar

Özgürlük, bir anlamda insanın en derin duyduğu; karşı konulmaz bir gereksinme, bir dürtüdür, bir içselliktir, bir öznelliktir. Ama sadece bu durumda kalamaz. Başka temel gereksinmeler gibi  bilinç düzeyine çıkar, açıklık kazanır, Artık bu, bir duyu verisi değil, bilinç verisidir. Diğer bir deyimle, kendisini gerçekleştirmek isteyen özgürlük bilincine dönüşmüştür.

Kişiliğin en belirgin özelliği bu özgürlük bilincidir. Özgürlük bilinci olmadan kişileşme. süreci son aşamalarına ulaşamaz.

Toplum, özgürlük bilinci taşıyan kişilerden oluşur. Bu oluşum yoksa bireyler topluluğu, bireyler yığını hatta bireyler sürüsü söz konusudur. Toplum, topluluk, yığın, sürü sözcüklerini birbirinden ayırmak gerekiyor. Toplum, karşılıklı sayısız ilişkiler, çıkarlar, ortaklıklar bütünüdür. Çağdaş anlamda bir toplum, ancak özgürlüklerin geniş bir gerçekleşmesi geniş bir kullanımı olabilir. Çağdaş toplumun en etkin devingenliği, gelişimci sürekliliği özgürlük bilincinden kaynaklanıyor. Özgür bilinç aydınlık düşünce üretir. Yaşamı daha sağlıklı daha onurlu yapan da bu üretimdir. Bu ışıktan ürkenler onun uyanışını, yaşama geçmesini engellemek, toplumu kolay yönetilir bir sürüye çevirmek için çağın en gelişmiş araçlarından yararlanmak isterler. Sürü için her şey önceden belirlenmiştir. Çoğu kez bireyler bilinçlenme olanağı bulamadan bu ortama uyum sağlarlar. Belirlenmişliğin dışına çıkamazlar. Sürüden ayrılmanın getireceği sakıncalara göğüs gerecek kişilikten öncelikle yoksundurlar.

Özgür bilincln üretimini tümüyle ortadan kaldırabilecek bir güç tasarlanamaz. Özgürlük temel, bir gereksinme olarak başlıbaşına etkin bir güçtür. 'Toplumu oluşturan, değiştiren, geliştiren de bu güçtür. Bu gücü egemen kesim zaman zaman baskı altına alabilir ama yok edemez, Küçük çıkarlar dengesinin kolay güvencesine dayalı bireyciklerin çokluğu, baskıya geçici işlerlik kazandırabilir. Tarih, kaba gücün sürekli egemen olduğuna  tanıklık etmiyor. Burada da köklü sürecin, değişme; gelişme olduğunu hesaba katmayan, kurduğu düzeneğin sağlam olduğunu, sürekli olduğunu sanan baskıcı egemen kesimlerin tarihsel bir yanılgı içinde olduğunu belirtmeliyiz. Bunun da şaşmaz tanığı tarihtir.

Özgürlüğün ortada görünmediği zaman onun içten içe yaşandığını sanmak bir şaşkınlıktır. Güncel yaşama bile biraz dikkatle bakmak bunu kanıtlamağa yeter.

Ama gerçekte çağdaş anlamda özgür düşünce, özgürlük açığa vurulduğu, yaşama aktarılarak kullanıldığında var sayılmalıdır. Ona kullanım alanı sağlamayan toplum, toplum değil ancak bir topluluk, bir yığın, dahası bir sürüdür, Sürüleşmek insan onurunu yok eden bir sayrılık sayılmalıdır.

Varoluş; kişileşme, bağımsızlaşma, özgür düşünceyle, özgür eylemle gerçekleşir. Varoluş insanın yaşam adına en temel dürtüsüdür. İşte bunun için özgürlük kaçınılmaz, karşı konulmaz bir gereksinmedir, yapıcı bir güçtür.

Özgürlük yoksa sorumluluk da yok demektir. Tutsakların, kölelerin hangi düşünceden, hangi eylemden sorumlu tutulmasını isteyebilirsiniz? Yok edilmiş kişiliğin, özgürce üretilmeyen düşüncenin, eylemin sorumlusunu aramak boşunadır. Özgürlükten korkanlar her zaman sürünün başındakiler olmuştur. Sürünün içinde olmayı özgürlüğe yeğleyenler aslında tek başına bir varoluşu gerçekleştirmekten yoksun bırakılmış, genelgeçer uyuma kimi zaman zorla, baskıyla, kimi zaman çaktırmadan yatırılmış, uydulaştırılmış bireyciklerdir.

O ağasız, parasız, babasız özetle çobansız yaşayamaz, hatta ruhsal açıdan, özgürlükten, özgürleşmekten korktuğu, güvenliğini bir yığın içinden aldığı da söylenebilir.

Bu süreç insanın kendi özüne yabancılıştırılmasından başka bir şey değildir.

Ayrıca ona temelde insan  olarak varolmamış gözüyle bakabiliriz.

Çağdaş toplumun çağdaş devlet düzeneği bireylerine özgürlük ortamında, insanın özüne, onuruna uygun bir varoluş, bir kişileşme ortamı yaratmakla –yükümlüdür. Egemen güçlerin, yönetimin başında bulunanların sağlıklı, onurlu çıkarları da böyle ortamda ancak geçerlilik kazanır.

Özetlersek özgürlük insanlığın hem baş sorunudur hem de onurudur  demekten geri kalmamalıyız.

 

ALINTI:

Dergi

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.