LAİK OLMANIN YENİ ANLAMI / Gürsel Korat

Dergi Arşivi

Laik olmak ile laik devletten yana olmak arasındaki fark nedir? Bir kere laik olmak laik cumhuriyetçi olmak de­ğildir; gericiler bunun böyle olduğu pro­pagandasını yaymışlardır ve biz bu pro­pagandanın psikolojik etkisi altındayız. Bize bunca yıl mücadele ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti ideolojisine eklenmiş gö­züyle bakılır korkusuyla artık hiç dü­şünmeden ben laik değilim diyebiliyoruz.

Gürsel Korat

Laik olmak ile laik devletten yana olmak arasındaki fark nedir? Bir kere laik olmak laik cumhuriyetçi olmak de­ğildir; gericiler bunun böyle olduğu pro­pagandasını yaymışlardır ve biz bu pro­pagandanın psikolojik etkisi altındayız. Bize bunca yıl mücadele ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti ideolojisine eklenmiş gö­züyle bakılır korkusuyla artık hiç dü­şünmeden ben laik değilim diyebiliyoruz. Ya neyiz, ateistiz. Eğer bu bir mantık ka­kafonisi değilse, inanmadığım tanrı beni şeriatçı yapsın.

Şeriatçıları ciddi bir tehlike olarak gör­meyen, orduya güvenen, hatta onların demokratik düşünebileceği ilahi bir mu­cizenin dogmasını bekleyenleri bir ke­nara bırakırsak, gündelik hayatın her ala­nında hepimiz şeriatı -şlmdilik- hayati bir tehlike olarak yaşamıyoruz. Bu anlamda çoğumuz ordunun bir gün 12 Eylül'de bi­zimle karşı karşıya gelmesi gibi şe­riatçılarla da kapışacağı günü bekliyor gi­biyiz. Bu anlamda da çoğumuz fırsatçı bir ahmaklar sürüsüne benzemek üze­reyiz. Sanki büyük burjuvazinin dincilerle uzlaşmaz çelişkileri olacağını hayal edi­yoruz, ve sanki, din-devlet kavgasını sey­reden, bundan haz duyan insanlar ol­mayı bekliyoruz.

'Laiklik"

Devlet "laiklik" kavramını devletin dini yönetmesi olarak dayatageldi; sonunda 'fetheden/erin fethedilmesi" kuralına uygun olarak, (salt yönetebilmek için) bu kez resmi dini zorunlu hale getirdi. So­nuçta, dinsizliğin hiçbir zaman özgür ol­madığı bir tarihsel süreç yaşanmış oldu. Tuzu biberi ise bu ülkede din inançlarına baskı yapıldığı tezinden hareketle din­cilerin alternatif olarak şeriatı önermeleri olarak biçimlendi.

Sonuçta laiklik:

a) devletin yönettiği din anlayışı (resmi laiklik)

b) şeriatın yönettiği devlet anlayışı dinci "laiklik")

c) halkın profan (dindışı) yaşam bi­çiminde anlam bulan, dini bir vicdan so­runu olarak gören laiklik anlayışı olarak üçe bölündü.

Bu toz-duman içinde, sistemin ide­olojik kodlarını çözmede daima opor­ünist bir tarzı ilke olarak seçen dinciler, gerçek laiklerin kendileri olduklarını şöyle formüle ettiler:

"Bütün dünya devletlerinin anayasası devletin resmi dinini tanımlayarak işe baş­lar, oysa TC anayasası tıpkı Fransızların anayasası gibi laiklikle kendini tanımlar. Biz laiklik sözcüğünü istemiyoruz, bu ya­bancı bir sözcüktür, bunun yerine isteyen istediği gibi inanır, din bir vicdan işidir di­yeceğiz"

Bir ideolojik okuma bu kadar güzel ya­pılabilir!

Sözcüğü alacaksın, içini boşaltacaksın . e yeniden tanımlayıp "laiklerin ya­pamadığını biz yapacağız" diyeceksin .

İyi de, bir devletin resmi dinini ilan edip, din ve devlet işleri birbirinden ayrı değildir dedikten ve herşeyi dine göre dü­zenledikten sonra "insanların vicdanına itilmiş" dinin ne önemi kalır?

Dinciler, insanın gözünü kapatıp sonra bir filin kuyruğunu soruyorlar: bu nedir? Süpürge. Biz de süpürge dememiş miydik a canım? Aa, ne kadar haklısınız!

Bakınız, diyerek bilgi dolu bir söz söy­eyecek havasıyla konuşan dindar kar­deşimiz iktidara gelip de kadınların çalışmasını yasaklayan bir yasa çıkarsa,” akla ve ilme uygun olmadığı için" bazı biim dallarını yasaklarsa, piyasayı sün­niliğin geçer akçe olduğu bir ticaret mantığına göre işletirse artık isteyenin istediği biçimde inandığı bir düzen kurmuş ol­manın inandırıcılığı kalır mı?

"Dinde Zorlama Yoktur" Yalanı

Gericiler 1400 yıldır her dinden in­sanla kardeş kardeş yaşadıklarını islam ta­rihiyle kanıtlamaya çalışırlar. İdeolojik as­paragasın ve bombardımanın en rafine örneklerinden biri de budur.

Hiç de öyle değil. Ali ve Osman kav­gasına, Muaviye'ye, Itallac Mansur'a, Bed­reddin'e veya Nesimi'ye bir bakarsanız, bı­rakın başka dinlerle kardeşce yaşamayı kendi içinde kanlı hesaplaşmalar yap­maktan sabıkalı bir islam tarihi gö­rürsünüz.

İktidar nimetlerini din kutsallığı ile bir­leştirenler aynı dine inanan maz­lumları acımasızca yok ede­bilmişlerdir. Başka dinlerden insanları zorla kendi dinlerine çevirmiş ya da sürgün etmişlerdir.

Başka dinlerle kardeş kardeş yaşayan bir islam tarihi düşünün ki, ele geçirdiği ilk kiliseyi camiye çevirsin.

Kentlerde iktidar olmuş islamiyetin, köydeki veya göçebe haldeki tebasına yaptığı eziyeti anlamak için Babai ayak­lanmasına bakmak yeter de artar.

İktidar nimetlerini din kutsallığı ile bir­leştirenler aynı dine inanan mazlumları acımasızca yok edebilmişlerdir. Başka din­lerden insanları zorla kendi dinlerine çe­virmiş ya da sürgün etmişlerdir.

Bütün bunlar olup bitmişti, bunları yal­nızca islamiyet değil din adına hareket eden bütün sömürücüler de yapmıştı, di­yeceğimiz bir şey yoktu; ama bugün çıkıp birileri kendi siyasi programlarının bo­zacılığına şıracı bir tanık göstermeye kal­kınca "iş değişti".

Şeriatçı İdeolojinin Güç Kaynakları

Tapınma Özgürlüğü

T.C Anayasası din eğitimini zorunlu hale getirdi ama dinciler bu ülkede tapınma özgürlüğü olmadığını ısrarla vur-gularlar. Nedir bu özgürlük? Aslında halk çoğunluğunun dindar olmaması yüzünden dindar olanların cinsel ve ideolojik planda tahrik olmaları, kendilerini günaha girmiş saymalarıdır. Onların bu ülkede herkesin kendilerine benzememesi yüzünden doğan hareket serbestisi yoktur. Gerçekte diledikleri şey tapınmama özgürlüğünü yok etmektir. Sokakta oruç yiyenleri dövmeleri, ve arkasından da "dinde zorlama olmaz" demeleri eğer bir şizofreni de-ğilse, ikiyüzlülük de mi değildir?

Bu noktada ciddi bir devlet desteğiyle dolaşırlar: orucu sokakta yiyip müslümanı tahrik etmeyin düşüncesi gitgide yayılır. Oysa bir gerici, normal insandan tahrik olma hakkına sahipse, normal insanın gericiden tahrik olma hakkı niçin akla getirilmez? Ben kimseyi sokakta elhamdülillah dediği için dövüyor muyum?

Teseltür

Eğer bir müslüman kadının başı örtük olacak diyorsa bunu haklı görmek gereği üzerinde durmalıyız. Burada gericinin yaptığı haksızlık, başı açık kadınlara saldırıp "tahrik oluyorum" diye bağırıp çağırmasıdır. Gericinin derdi nedir, bütün kadınların örtünmesi. işte bu noktaya "yağma yok" demek gerekir. Çünkü başka bir insan da örtülü kadınlara bakıp tahrik olma duygusu taşıyabilir, en çok onlardan hoşlanabilir, "açın şu kadınları tahrik oluyorum" diye bağırması doğru mu olur?

Ünlü islam bilgeleri bugün yaşasalardı "zındık' ilan edilebilir, yakılabilirlerdi. İslamcıların gözdelerinden Farabi, peygamberlik mertebesinin tanrısal bir müjde yoluyla değil de, insanın çaba yoluyla ulaştığı bir düzey olduğunu bugün söylese gerçekten allahsız sayılırdı. Ama sanki bunu söyleyen Farabi değildir.

Dincilere göre eski insanlar tanrısal bir sezgiye vecd ile ulaşırlar; örneğin Şeyh Edibali Osmanlı lmparatorluğu'nun geleceğini rüyasında gören Osman'a kızını verir. Bir dinci kadere inandığı için, geleceği önceden bilen insan tiplerinin yaşadığı bir çağa yüzünü döner: oysa o çağ da düz bir çizgide yaşanmamıştı: kaderi reddeden İbn-i Rüşd'ün bugünki ölçülere göre değil islam bilgini, kaflr sayılması normal olurdu. Gazali bile İbrı-i Rüşd'e kafir deme cüretini gösterememiş, yalnızca felsefenin insanı çelişkiye düşürdüğünü öne sürerek felsefe yerine imanı koymuştu. İbn-i Rüşd'ün derisini ise hristiyanlar yüzdüler; ona şeytanın çocuğu dediler. Bugün ise şer güçler kaderi reddedenleri şeytan olmakla suçlayıp felsefeyi reddediyorlar. Şu örnek Zaman gazetesinin 3 Temmuz 1993 tarihli "ilave"sinden alınmıştır:

Gönlüme gölge düştü, fikrim karıştı birden

Felsefeyi terkettim, nura koştum yeniden

İdeoloji akıldan çok, itaate dayanır ve insana daima aklını kullandığı yanılsaması verir. O yüzden bir gericinin en çok sığındığı kavramlar akıl ve mantık kavramlarıdır.

Fısıltı Gazetesi

Dinciler sıradan insanın okuma tembelliğini akla karşı bir silaha çevirmişlerdir. Pozitif bilim karşısısırıda Kur'an'ın yaşadığı çaresizliği, ancak "kamil olan"ın anlayabileceği bir büyük söz kitabı olarak algılatmanın yolu olarak, Kur'an'da olmayan ne varsa ona mal etmeye başlamışlardır. Örneğin kesilen bir ağacın göbeğinde Arapça "Allah" adının yazdığını yaymışlardır. Uyanık bir bal üreticisi anların fabrikasyon peteğine Arapça "Allah' yazarak peteği delmiş, anlar bu boş yeri doldurmadığı için sanki bunu arılar yapmış gibi yaygara kopartılmıştır. "Ey kafir! kuşun, böceğin, çiçeğin bile bildiği Allah'ı sen nasıl bilmezsin" diye müminleri titreterek vaaz veren hocalar da herhalde bu olaya inandıkları için iman dolu bir sesle kafirlere veryansın etmişlerdir. Zaten fısıltı gazetesi böyle bir şeydir, kimin eli kimin cebinde belli olmaz. Şu olaya bir bakın: Fransız deniz araştırmacısı Kaptan Cousteau'nun müslüman olduğu öylesine yaygın bir inançtır ki, kimse çıkıp da hala Cousteau'nun adının neden İslami bir ada dönüştürülmediğini merak etmez. Hatta onun denizaltı görüntülerinin gizemi tanrısal bir derinlik verdiği için olmalı, bütün dini yayınlarda bu tür görüntülere itibar edilir. Cousteau nasıl müslüman olmuştur, hikayesi şu: Bir gün Cebelitarık'ta suların birbirine karışmadığını merak eden Cousteau, merak eder ve nedense Kur'an okur. Üstelik eliyle de koymuş gibi Allah'ın suları sulardan, dağları dağlardan ayırdığını söylediği ayeti bulur, kafası dank eder. Ama nedense Cousteau yoğunlukları farklı suların birbirine karışmadığını fizikten öğrenmemiş, Kur'an'dan öğrenmiştir!

Dincilerin etkili silahlarından biri de müslüman olmayanları tanık göstermektir. Astronot Neil Armstrong'un uzayda ezan sesi işittiğini yaymışlardır; Kozmonot kafir ise Allah yok demiş, Allah da onu bir uçak kazasında öldürmüştür.

Cehalet dinciliğin besinidir. Her türlü ilkel ve beyinsiz propagandanın fısıltı yoluyla yapıldığı araçlar mübah kılınmıştır. insanların boş inançlarından faydalanmak için posta kutularına bırakılan bir örneği bütün yazım yanlışlarıyla aşağıya alıyorum:

Bismillahirahmanirahim

Aşagıda yazılmış olduğu 1134 yılında bulunmuştur Birinin eline geçmiş ve yedi kağıda dağıtmış zengin olmuş biri yırtmış atmış fakır olmuş Çocuğu olmayan biri yapış çocuğu olmuş, şimdi sizin elinize geçen yedi kopyeyi dağıtın Duanın ismi subharelleh vel temdulilalh velahu ekber 24 saat içinde bu yazıyı elinizden çıkarın 5 dilek dileyin. Allahın rahmeti üstünüzde olsun.

 Bilim

Dinciler cemaat ruhundan doğan iç huzurunu bu huzuru hiç yaşamadıkları için zavallı saydıkları dinsizlere örnek gösteriyorlar. Nedir bu iç huzur, tanrısal bir arınma. (katharsis) Soru sormayı yasak eden, coşturup kendinden geçirten bir temaşa zevki. Neden bunu müslüman olmayan biri bilmiyor olsun? Temaşa zevki denen şey yalnızca islami ilahilerde bulunan bir kuvvet mi? Kiliseye gidip ilahi dinleyin aynı tanrısal arınma duygusu orada da yaşanıyor. Beethoven'ın o eşsiz dokuzuncu senfonisini dinleyin, gene büyük bir coşkuyla çarpılırsınız. Dahası, ben bir dinsiz olarak pekala da bir ezan sesinden büyük bir zevk alabilirim; ancak okunan makam ve bu makamı iyi icra eden bir müezzin gerekli. Makamsız bir zevk düşkünlüğünü bana ezan diye dinletenler beni tahrik ederken gene de sabrediyorum.

Dincinin ilim'den kastettiği şey din'dir.

Yerine göre pozitif bilimi kastettiği de olur, ilim sözcüğünü bir hacıyatmaz gibi kullanır. Pakistan'da olduğu gibi pozitif bilim dinin emirlerine indirgenir; su şöyle formüle edilir: Allahın emriyle iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomu bir araya gelir ve Allah izin verirse su olur. Evet, bu bir şaka değil, Pakistan'da bütün fizik kimya kitapları böyle okunur.

Ticaret

Müslümanlar yahudilerden neden nefret ederler? Bunun tarihsel nedenlerinden çok aktüel nedenleri vardır; siyonizm Ortadoğu'da bir Amerikan maşası olarak çalışırken, dinsel gerekçelerle İsrail'in karşısına dikilmek komik kaçıyor. Çünkü dünyanın en sert islamcıları Suudiler'dir ama nedense onlar da Amerika'nın Ortadoğu'daki diğer maşasıdırlar. Şimdi biri islam diğeri musevi iki maşa birbirine diş bilese ne olur bilemese ne olur? Türkiye'deki islami hareketlerin en büyük destekçilerinin Suudiler olduğu bilindiğine göre gericiler musevilere saldırırken biraz komik kalıyorlar. Bence gericilerin Türkiye'de yahudilere ticaretten gelen bir kinleri var. Osmanlı İmparatorlu'ğunun ticareti müslüman tebaya yasaklayıp bu işi aşağılık bir iş olarak görmesi, yahudi azınlığın zamanla komprador haline gelmesine yaramıştı. İslamcılar hala Türkiye'de orta sınıf olmaktan fazlaca öteye geçememiş bir topluluğun üyeleri olarak, büyük burjuva rakipler içinde yahudiler olmasına içerlemektedirler. Gerçi, son onbeş yılda büyük burjuva olma yolunda ciddi ataklar yapmış gerici bir sermayedar grubu varsa da, durum islamcıların hala ticareti yahudilerden bütünüyle koparamadıklarını göstermektedir.

 Dincinin ilim'den kastettiği şey din'dir. Yerine göre pozitif bilimi kastettiği de · olur, ilim sözcüğünü bir hacıyatmaz gibi kullanır.

Durup durup Osmanlı atalarımızla övünen gericiler, onların ticareti yasaklayıp aşağılık bir iş gibi görmelerini neden es geçerler? Osmanlılar'a göre ticaret ancak yahudilerin yapacağı rezil bir iştir. İşin ilginç tarafı bir tüccar dini ve ahlakı olarak doğan müslümanlığın Osmanlılar elinde aldığı ticaret yasaklı biçim çok çarpıcı değil midir?

Bugün açısından düşünüldüğünde de ticaret kadar insanı ikiyüzlü, beyinsiz, hırslı, aşağılık hale getirecek bir ta-lihsizlik var mıdır? Tüccarın solcusu sağcısı olmaz: tüccar tüccardır ve insanlığın yüzkarası bu meslekte çalışanların akıl sağlığı ciddi olarak bozuktur. Çünkü bir tüccar, alacağı malın üstüne kaç lira koyacağını düşünmenin, bunu kaçtan satarsa ne kadar kazanacağını hesaplamanın objektif verileri yüzünden iyi insan olamaz. Yani tüccar değil tüccarlık mesleği insanı insan olmaktan çıkarır. Yeryüzünün tüccarlıktan kurtulmaya başladığı günlerde her türlü beyinsizliğin daha azalacağı umut edilebilir, çünkü insan mal hakkında değil, biraz da kendi ve başkaları hakkında düşünebilecek fırsatları ancak bu durumda yakalayabilir.

ALINTI:

Dergi

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.