Peride Celal İle Söyleşi...

Dergi Arşivi

“Dünya öyle bir hızla yok olmaya doğru gidiyor ki, tutunabileceğimiz bütün dallar şimdiden kurudu gibi geliyor bana…”

“Dünya öyle bir hızla yok olmaya doğru gidiyor ki, tutunabileceğimiz bütün dallar şimdiden kurudu gibi geliyor bana…”

AYDIN DOĞAN

Sayın Peride Celal, bize kısaca kendinizden, yazın yaşamınızdan söz eder misiniz?

P.C., 1915 de İstanbulda doğdum. Annem zamanının aydın kadınlarındandı. Yerli yabancı klasikleri onun kitaplığından, onunla okuyarak öğrendim. Annem Balzac hayranıydı, ben de öyle.. Sonra Kafka'ya döndüm yüzümü. Kafka benim için dünyanın en büyük yazarlarının başında gelir. Bütün saçmalığı ve acıları ile yaşamadığı yaşamı anlatan; ağlatırken güldüren büyük bir usta. Onunla tanışmam, fransızcayı söküp, olgunluk çağına ulaştığımda oldu.

Şiirlerle başladım işe. Çocukken. Durmadan dergilere gönderirdim. Doğal olarak hiçbiri basılmadı.

Klasik eğitimim yok. Bunun ezikliğini yaşamım boyunca duydum. İlk okuldan sonra iki yıl kadar bir Fransız okulu; hepsi bu!

Öykü yazmaya genç yaşta başladım. Uzun uğraşlardan sonra öyküm «Ak Kız» 1935 yılında Yedigün dergisinde çıktı. Böylece Bab-ı Ali'ye adım atmış oldum. Uzun yıllar Son Posta, Tan, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde öykü ve romanlarım çıktı. Yüzlerce öykü ve yirmiye yakın roman... Bu arada geçim derdinde olduğumdan bir yandan da Elektrik Şirketinde Basın yayında çalıştım. 1944 de İsviçre Basın Ataşeliğine sekreter tayin edilerek İsviçre'ye gittim. Bern'de üç yıl kaldım. O sıralar Yakup Kadri Karaosmanoğlu Bern‘de elçiydi. Bu çok sevdiğim yazarla tanışmak bir şans oldu benim için. Ayrıca dil bilgimi ilerlettim, Batı basınını yakından izlemek olanağı. yeni pencereler açtı önümde. 1948 başında İstanbul' a dönüş. Basın ve Yayında kısa bir çalışmadan sonra yine İstanbul'a kapılandım.

Peride celal

Peride Celal imzası, kentsoyluların aşklarını, tutkularını anlatan, hatta Kerime Nadirlerin paralelinde sayılacak bir yazar olarak bilinmesi yanıltıcı olabilir mi?

P.C. Başlangıçta roman ve öykülerimde kent soylularının yaşamlarını bilinç olarak ele aldığım söylenemez. Yine de ezilmişlerin yanındaydım. Bunların çoğu, ekmek parası için yazılmış, sevda, serüven romanlarıydı. Öykülerde biraz daha kendimi zorluyordum. Benim o zamanki kitapçım Garbis - İnkilap Kitabevi - bana şöyle demişti birgün : «Peride hanım,  öyle derinlere inmeyin çokca yahu! Şöyle 'Aşkın göz yaşları:' gibi şeyler yazın da çok satalım». Ayni zamanda beni Halide Edip'le bir tutmaya kalkarak gönlümü alıyor, onurlandırıyordu, o da başka!

«Pay Kavgası» 1985'in en iyi yapıtları arasında yer aldı, adından sözettirdi. O yıl içinde ilk basımı yapılan öykü kitapları ıiçinde Yaba Öykü'nün yaptığı değerlendirmede en iyisi seçilerek birinci sırayı aldı. Bu kitabınızda ince hatlarla işlenen (özellikle Çukur öyküsü) sınıfsal bir bakışı konu ediniyorsunuz. Bu yaklaşımınız, bilinen konulardaki yoğunlaşmanız bu kitabınıza özgümüdür?" Daha önce de bu konulara yaklaşımınız oldu mu? Ayrıca «Pay Kavgası» nda yer alan diğer öykülerde de oldukça cesur bir yaklaşımla Türk Burjuvasını değişik boyutlarda anlatıyorsunuz. Özellikle o tipler, gerçek yaşamda da yer alan kişiler mi?

P.C., Beni «İkinci başlangıç» dediğim noktaya  getiren aydın ve anlayışlı bir kişiyle yaşamımı birleştirmem olmuştur. 1954 den sonra yazdığım roman ve öyküler; gerçek yazın yaşamımın ürünleridir. «Jaguar», «Bir Hanımefendinin Ölümü», «Pay Kavgası» gibi öykü kitaplarım, Hürriyet roman ödülünü alan -3 Yirmi Dört Saat-,  daha bir kaç roman.

Romanlarımda, örneğin «Gecenin Ucundaki Jşık», «Üç Kadın», «Evli Bir Kadının Günlüğünden» de büyük kent burjuvazisinin olumsuz yaşamını, acımasızlığını sergilemeye çabaladım. .

Kahramanlarımı çoğunlukla gerçek kişilerden seçtim.

Daha çok kadın ve kentsoyluları anlatıyorum. Kadın olduğum ve kentte yaşadığım için.

Peride celal

Sizce Türk Burjuvası, yazınımızda yeterli yetkinlikte anlatılabilmiş midir?

P.C., Türk burjuvazisini, yazar olarak hiç birimizin yeterli biçimde anlattığımızı sanmıyorum. Belki de roman ve öykülerin uzun zaman köye ve köylüye dönük olması .. Siyasal açıdan ülkenin içinde bulunduğu karışıklık, özgürlüğün kısıtlandığı bir ortamda konuları seçmek, düşünceleri açıklamak güçlüğü.. Şimdiler de romanı «roman» olarak düşünmeye ve yazmaya başladı yazarlarımız. Bunların başında da genç romancı Orhan Pamuk geliyor sanırım.

“Pay Kavgası“nın arka kapağında şöyle diyorsunuz, -aslında ben de ne yazar, ne edebiyatçı, ne de şu ya da bu akıma bağıntısı olan biriyim, Önemli yapıtlar yaptığımı, edebiyat. tarihine geçeceğimi düşünmedim hiç ve sanmıyorum da. Herşeyi yaşama ve insanlara borçluyum.- Engin gönüllülükle böyle söyleyen Peride Celal, ardında da ülkemizde süren bu «Pay Kavgası»nı, (larını) anlatıyorsa hakettiği onurlu yeri almıştır bence. Yazınbilimciler sizi bir akımın içine aladursunlar diyerek, size son bir soru yöneltmek istiyorum : Önünüzde bekleyen ' çalışmalar var mı, bunlar “Pay Kavgası“ nı izleyecek mi?

P.C., Yazarlar vardır, yazın yaşamları boyunca yapıtlarında, siyasal -düşüncelerini yansıtacak bir “lzm“'in peşindedirler. Yeteneklerini yitirmek bahasına bile olsa ...Kimileri, de yaİnız yapıtlarının peşindedirler. Daha... Daha iyisini yazabilmek için. İnsanın doğuştan ölüme kadar çektiği akıl almaz çileyi yakalayabilmek; anlatabilmek ...

Ben bu sonunculardanım. Dünya öyle bir hızla yok olmaya doğru gidiyor ki, tutunabileceğimiz bütün dallar şimdiden kurudu gibi geliyor bana.

Pay Kavgası'ndan sonra Gösteri; Sanat Olayı gibi dergilerde başka öykülerim de çıktı. Çıkmamış olanlarla beraber toparlayıp yeni bir öykü kitabı çıkarmayı tasarlıyorum. Bu arada herşeyi bir yana bırakarak yazmakta olduğum romanı bitirmek çabasındayım.

Yazık, zaman azlığı var önümde!

21.7.1986

ALINTI:

Dergi

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.