TAHRİK OLMAK / ŞÜKRÜ ERBAŞ

Dergi Arşivi

Düşünceleri, inançları, duyguları ve değer yargıları pamuk ipliğine bağlı, yerli yerine oturmamış, sürekli bastırılmış, buluttan nem kapan bir ulus olduğumuzdan, bireysel ve toplumsal yaşantımızda kolayca ve çok çabuk tahrik oluyoruz. Yazlık giysileri içinde yoldan geçen incecik bir kız hem cinsel hem dinsel duygularımızı tahrik ediveriyor.

Şükrü Erbaş

 

Tahrik sözcüğü dilimize Arapçadan girmiş bir sözcük. Ferit DevelIioğlu'nun Osmanlıca-Türkçe Sözlük'üne göre, "kımıldatma, yola çıkarma, kışkırtma, harekete geçirme, uyandırma" anlamlarına geliyor. Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlük'ünde de benzer anlam ve karşılıklar önerilmiş. KulIanıldığı yere ve duruma göre yukarıdaki anlamlardan herhangi birisini yüklenmekle birlikte biz tahrik sözcüğünü en çok "kışkırtma" karşılığı olarak bilir ye kullanırız. Kışkırtmak sözcüğü ise TDK'nun Türkçe Sözlük'üne göre, "kümes hayvanlarını ürkütüp kaçırma; birini kötü bir işe yeltendirme" anIamlarını taşımaktadır. .

Düşünceleri, inançları, duyguları ve değer yargıları pamuk ipliğine bağlı, yerli yerine oturmamış, sürekli bastırılmış, buluttan nem kapan bir ulus olduğumuzdan, bireysel ve toplumsal yaşantımızda kolayca ve çok çabuk tahrik oluyoruz. Yazlık giysileri içinde yoldan geçen incecik bir kız hem cinsel hem dinsel duygularımızı tahrik ediveriyor. Otobüste dalgınlıkla yüzümüze ya da ayaklarımıza biraz fazla bakan kişi yiğitliğimizi ya da yoksulluğumuzu tahrik ediyor. Okullarımızda ders arasında yan yana yürüyen biri kız biri erkek iki öğrenci öğretmenlerin ve okul yönetiminin namusunu tahrik ediyor. Ezan okunurken kürsüde konuşan politikacı seçmeni tahrik ediyor. Gecenin bir yarısı tüm edepsizliği ile mahalleyi ayağa kaldıran grubu uygarca uyarmaya çalışan kişi bunların erkeklik ve özgürlüğünü tahrik ediyor. Özetle, neredeyse herkes herkesi tahrik ediyor.

Bu tür örnekler toplumsal dokumuzu ele vermesi açısından önemli olmakla birlikte bireysel nitelikli olaylar olduğundan bugüne değin üzerinde fazla durulmamıştır. Ancak tahrik sözcüğü ve eylemi. son zamanlarda Devlet . yönetimi, dinci çevreler ve basın tarafından çok sık kullanılarak, toplumsal yaşantımızda siyasi bir anlam yüklenmeye başlamıştır. Özellikle din, mezhep ve etnik kökene dayalı olaylarda Devlet yöneticileri, "halkın tahriklere kapılmaması", "olaylarda iç ve dış mihrakların tahriki olduğu", "tahrikleri önlemek amacıyla gerekli tedbirlerin alındığı" türünden demeçlerle bu sözcüğe toplumsal ve siyasal bir anlam nüansı eklemeyi başlamışlardır.

Herhangi bir nedenle tahrik olan kişi ya da gruplara bakıldığında, toplumda iki kesimin en, çok ye en kolay tahrik olduğu görülecektir; Bunlardan ilki aşırı ya da köktenci denilen dinci kesim, ikincisi ise bu kesimin sayıca büyük bir bölümünü de içine alan, toplumun düşük gelir ve kültür düzeyine sahip alt tabakası. Bir süreden beri dini, bir Devlet düzeni olarak yerleştirmek, bunun için de laik Cumhuriyeti yıkmak için açık savaş başlatan dinci kesim, 12 Eylül'den bu yana giderek sıklaşan periyotlarda, ve büyüyen boyutlarda' "tahrik" olmaya, sözcüğün kışkırtma karşılığı ile söylersek, "kötü bir işe yeltenme" ye başlamışlardır. . .

İslamiyetin iç yüzü ve laiklik karşıtı hareketleri sergileyen, eleştiren, sorgulayan; Cumhuriyeti, demokrasiyi, çağdaş bir yaşamı savunan yazı ve konuşmalardan tahrik olan bu kesimin imdadına, gariptir Cumhuriyet Devleti yetişiyor ve bu tür yazı ve konuşmaların sahiplerini derhal susturarak dincilerin tahrik olmasını önlüyor. Bunlar ülkenin orta yerinde saatler süren bir "şenlik“ Ie 37 kişiyi yakıyorlar, ne yazık ki savunmalarını Cumhuriyet Devleti yapıyor: "Halk tahrik edilmiştir." .

Ey Cumhuriyet Devletinin yöneticileri, onun koruyucuları, Atatürk'ün adını kasap dükkanlarına verecek kadar Atatürkçü olanlar: ey halk, sağır ve büyük okyanus; hergün işinden evine, evinden işine boynunu kırıp gidip gelenler: ey bu ülkenin büyük(!) küçük burjuvaları; dini, İran ya da Suudi Arabistan örneği yaşamak istemeyen herkes ... çok değil kısa bir süre sonra ne olacak biliyor musunuz?.

Önce kızlarımızın başı açık, eteği kısa diye bu adamlar tahrik olacak  ve birilerini yakacak. Plajlarda ailecek denize giremeyeceksiniz. Parkta öpüşen iki genci denize bugün atıyorlar, yarın eşinizle kol kola yolda yürüyemeyeceksiniz. lçki satan bakkallar, lokantalar, hepiniz işinizi değiştirmek zorunda kalacaksınız. Ezan okunurken ayak ayak üstünde oturanlar dövülecek. Çocuklarım Kuran kurslarına göndermeyenler yok edilecek. Dini bayramlarda tatil yörelerine gidemeyeceksiniz. Kahveci ve sanayi çırakları, askerler, duvarlarınıza asmak için o masum "artist" fotoğraflarını bulamayacaksınız. Tüm resmi kuruluşlardan Atatürk fotoğrafları kaldırılıp, Humeyni; Necip Fazıl; Said-i N'ursi, Rıza Nur fotoğrafları asılacak. Şapka ve gravat suç olacak. Abece kaldırılacak. Kadın-erkek herkes tesettüre uygun giyinmek zorunda kalacak. Evlerde haremlik ve selamlıklar kurulacak. Herkes biribirinin polisi olacak! . . .

Eğer bunlar olmazsa dincilerimiz müthiş tahrik olacak!

Abartıyor muyum? 1930'larda, 1940'larda, 1960'larda kim düşünebilirdi, 1993' te Sivas'ta 37 kişinin din adına yakılacağını?. hem de Aziz Nesin'in çok masum bir konuşması bahane edilerek; hem de Cumhuriyet Devletinin gözleri önünde.

Sözü Nietzsche ile bağlayalım: "Pişmanlık, köpeğin taşı ısırması gibi bir şeydir."

ALINTI:

Dergi

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.