JÜRİCİLİK ÜSTÜNE / Vedat Günyol

Eleştiri

Aslında nankör bir işti jürilik. Biliyordum bunu.
Suçlamalara uğramak vardı işin içinde. Şu bu seçici kurul üyesi olarak, sevmediğim, tutmadığım birtakım eserlerin, isteğim dışında seçilmesine, birinci olmasına tanıklık edecektim çoğu kez.

JÜRİCİLİK ÜSTÜNE

Vedat Günyol

Jüri, Türkçe sözlüklere göre, bir sanık hakkında suçlu ya da suçsuz yargısı vermek üzere mahkemede toplanan yurttaşlar kuruluna verilen addır. Özellikle ağır ceza konusunda, halk vicdanını yansıtmada yargıca büyük ölçüde yardımcı olan bu kurullar, bizim adalet sistemimizde henüz yer almış değil bereket. Neden «bereket» diyorum? Şundan: Büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen, bilmediği için de, şu, bu çıkar grubunun etkisinde kalabilecek olan esnafı, çiftçisi, işçisi; küçük büyük zanaat erbabı arasından seçilecek bir kurul, dindi imandı, vatandı milletti, şandı şerefti, ırktı mırktı, şuydu buydu gibi bir sürü basma kalıp, yürek hoplatıcı, kan kızıştırıcı, kin nefret saçıcı baskılar altında, sağduyuya, insanlığa, hakka hukuka yaraşır bir karara varamaz, varmak istese de, binbir engel, binbir çelme, binbir yıldırıyla eli kolu bağlanır kalır.

Avrupa adalet sistemlerinde bile, çarpık çurpuk, eğri büğrü işleyen; para pul tuzaklarına, çıkar yemlerine, silah yıldırılarına açık olan bu kurumlar, suçluyu suçsuz, suçsuzu suçlu ilan etine yolunda, insan aklını, insan vicdanını yaralayan evet'li hayır'lı kararlar vermektedirler. Dünya adalet tarihinde, jürilerin suçlu yargısıyla, darağaçlarına yolladıkları nice kimselerin günahsız olduğu sonradan saptanmıştır. Böylesi jürilerin kararları karşısında, yargıca düşen tek görev, yasanın saptadığı cezanın en yükseği ile en aşağısı arasında bir yerde karar kılmaktan öteye gitmemektedir.

Jüri kelimesi İngilizce Jury' den gelmektedir. Fransızcası Jure, yeminli üye demektir. Jüri üyeleri, önlerine getirilen olayda, hak hukuk ilkelerine göre, tarafsız, vicdanlarının sesinden başka hiç bir sese  aldırış etmeden karar vermeye and içmiş kimselerdir. Ama, vicdan. çağımızda, hele bugünkü Türkiye'mizde, belli çıkar gruplarının dünya görüşlerine, bağlı, şu bu partinin politikası doğrultusunda, şu bu partinin politika potasında hınzırca, rezilce, alçakça yollardan varılan kararların etkisinde oluşturulan, oluşturulmuş bir ruh durumundan başka bir şey değildir .

Bizim adalet sistemimizde, jürilerin yerini, bilirkişiler almaktadır. Bilinçsiz olmakla birlikte, yine de, sağduyularının sesine kulak veren, evli barklıysa çocuklarının, insan canlısıysa dostluk arkadaşlık bağlarının, bekarsa, hovardaysa yavuklularının sevgililerinin esenliğine, mutluluğuna sırt çevirmeden, kırıcı, yıkıcı, öldürüp yok edici olamazlar, olmamaları gerekir. Ne var ki, mahkemelerce bilirkişi olarak her davada, önyargılarıyla, şaşmazcasına  iktidar felsefesini desteklemekten başka görevleri olmayan kişilerin bilirkişi niteliğiyle karşımıza çıktıklarına tanık olduk bugüne kadar. Olmaktayız da.

Türkiyemizde jüri deyince, akla edebiyat ödüllerinde, şu bu eseri ile yarışmaya katılanların eserleri üstünde, birinci, ikinci, iyi kötü, başarılı, başarısız diye yargı yürütme yetkisine sahip kurullar gelir.

Jüri'ye biz, seçiciler kurulu adını veriyoruz, doğru  yanlış, neyse. Ne demek seçiciler kurulu? Ne demek seçici kurul üyeliği?

Benim seçici kurulu üyeliğim 1955'te başlar. H. Bozok'un çıkardığı YEDİTEPE dergisi bir şiir armağanı düzenlemişti. Beni seçiciler kuruluna çağırdı bir gün mektupla, Sen, diyordu, aramıza katıl. Kimler vardı bu kurulda? Sevip saydığım S. Eyuboğlu, A. Benk, M. Fuat, Azra Erhat. Beni adam yerine koymuştu diyebilir miydim? 1 Nisan 19SS'te toplandık. Ne güzel bir toplantıydı o. Bunca seçkin insan arasında yer alıyordum. Ne şeref ne şeref! Oktay Rıfat'ın Karga İle Tilki adlı o güzelim eserine verdikti oylarımızı. Oy birliğiyle. Daha sonraki yıllar sürdü seçicilik görevimiz. Sonra, yıllardan 1958 olmalıydı. Birbirinden güzel şiir kitapları yarışıyordu. O günlerde, M. Cevdet Anday'ın toplatılan şiir kitabı, H. Bozok'un isteği ile yarışma dışı bırakıldı. Oylar belirli bir eser üzerinde toplanırken, Edip Cansever'in Yer Çekimli Karanfil'i güme gitmekteydi. Ortaya atılıp, arkadaşları uyardığımı ansıyorum. Namuslu bir jüriydi bizim jürimiz, hatır gönül saymayan. Konuşulup tartışıldı ve E. Cansever'in eserine gereken değer verildi. Ama, sonradan suçlanacaktık, özellikle S. Eyuboğlu ile ben. Yarışmaya_ girmesi gereken ve üzerinde durulduğunda, birinciliği kazanacağında kimsenin kuşkusu  olmayan bir eserin, toplatma kararına rağmen ve H. Bozok'a uyarak ele alınmaması, korkaklığımıza, düşünce namusundan yoksunluğumuza verilecekti.

Sonra yıllar yılları kovaladı ve ben, çeşitli jürilerde yer aldım, haklı haksız, yerli yersiz, nasıl derseniz öyle olsun.

Aslında nankör bir işti jürilik. Biliyordum bunu.

Suçlamalara uğramak vardı işin içinde. Şu bu seçici kurul üyesi olarak, sevmediğim, tutmadığım birtakım eserlerin, isteğim dışında seçilmesine, birinci olmasına tanıklık edecektim çoğu kez.

Derken, 1971 TRT Roman ve Hikaye jürilerinde görev aldım, nazik ve onur verici bir çağrı üzerine. Hikaye dalında, beğendiğim eserlere oyumu verdim. Kimi tuttu, kimi tutmadı. Tutmayanlar arasında, talihsizlik bu ya, bay Muzaffer Buyrukçu' nun hikayesi de vardı. Buyrukçu, yazarın adını yakından uzaktan hatırlatmaması istenen rumuzlarla katılması gereken yarışmaya MU-BU rumuzu ile katılmıştı. Bir çeşit manevi baskıydı bu. Ankara'ya,  biz jüri üyeleriyle aynı günde gelmişti. Hikayesinin kazanacağından öylesine güvenliydi. Sonunda hikayesi kazanmadı. Ertesi gün, Ulus gazetesinde şöyle bir söylevciği çıkacaktı: «TRT hikaye ödülleri Yeni Ufuklar dergisinin sürekli yazarlarına verilmiştir, çünkü bu derginin yönetmeni Vedat Günyol' la yine bu derginin yazarı Rauf Mutluay, seçici kurul üyeleri olarak anlaşmalı oy kullanmışlardır. Bu bir skandaldır. TRT hikaye ödülü seçici kurulundan bu kişiler çekilip yerlerine eş-dost kayırmayan, arkadaşlarına değil Türk edebiyatına hizmet anlayışı bulunan kimseler gelmedikçe artık TRT'nin hiç bir ödülüne katılmayacağım.» (25 Şubat 1971.).

Oysa, bay Buyrukçu, Yeni Ufuklar'ın, o günlerde olmasa bile, daha önceleri, sektirmez, göz açtırmaz bir yazarıydı. Öylesine bir yakın ve arkadaş ilişkisi içinde idi ki, bu olaydan beş ay önce çıkan Gürültülü Birkaç Saat romanını bana şu sözlerle sunmuştu: «Sevgili VEDAT GÜNYOL abime: Bir şeyler yapabilmem için bana yaptığın yardımları unutamam.» (24.9.1970);

TRT hikaye yarışmasının sonuçları, bay Buyrukçu' ya unutturuvermişti dostluğumuzu, hem de bir çırpıda. Bu yarışma, ayrıca, birkaç romancı arkadaşın da dostluğunu alıp götürmüştü, hem. de oyumu kullanarak armağan almasına, haklı olarak almasına katkıda bulunduğum dostların dostluğunu.

Jüri üyeliği belalı bir işti.

Daha öncelere gidelim. Yıl 1967. Amerika'daki İnternational Poetry Forum'un Türkiye'deki  en verimli ve en değerli şairi seçme amacıyla oluşturduğu seçici kuruluna beni de katmışlardı. Oyumu Dağlarca'ya vermiştim. Böyle bir yarışma olsa, yine de Dağlarca'ya veririm oyumu. Bu tutumum birçok şair dostumu tedirgin etmişti. «Şiirle hiç bir ilişkisi olmayan bu adama sen nasıl Türkiye'nin en iyi, en verimli şairi diyebilirsin» diye çatmışlardı bana. Buna en dobra dobra tepki Celal Sılay'dan gelmişti. Sılay, Kişi-Birey adlı eserini bana şu sunuyla veriyordu: «Türk şiirinin canına okuyan Vedat Günyol'a» (10.1.1968).

O Celal Sılay ki, Boşlukta Duran Taş adlı yapıtını şu güzelim sözlerle sunmuştu bana: «Kendisiyle tanışmış olmak imkanını vermesi sebebiyle şiirlerimi bir kat daha sevmeme sebep olan çok değerli ve zarif dostum Vedat Günyol'a» (1.8.1949).

Daha sonraları, Sait Faik Hikaye Arrnağanı'na katılan ve kendilerini ustanın ustası sanan birtakım hikayecilerin, kendilerine' oy vermeyişim karşısında, arkadan arkaya akla gelmez aşağılık dedikodularla beni yıpratmaya çalıştıklarına da tanık olacaktım.

Demek, ben Türk şiirinin, hikayeciliğinin ve de romancılığının canına okumaktaydım.  Belki de doğrudur bu yargı! Hakkım ve yetkim olmadan birtakım seçici kurullarda mevki kapmış, karakuşi yargılarla Türk edebiyatına değil, eşe dosta hizmet ediyormuşum meğer. Nicedir karar vermiştim, bütün seçici kurul üyeliklerinden ayrılmaya. Ama, bana bunca değer vermiş olan kurullara karşı saygısız duruma düşmek istemiyordum. Sonunda kararımı uygulamayı göze aldım ve bağlı olduğum kurullara aşağıdaki mektupları yazdım.

Düşünüyorum da, bir türlü anlayamıyorum, bunca hıncı, bunca düşmanlığı. İnsan haksızlık karşısında zıvanadan çıkabilir, haksızlık edenlere ver yansın edebilir. Ama, asıl insanca davranış, ucu kendine dokunmasa  bile, salt HAKSIZLIK karşısına dikilebilmektedir. İnsan, kendine yapılanlar kadar, hatta ondan çok, başkalarına yapılan haksızlıklara kafa tutarsa, tutabilirse, tutmayı bir insanlık borcu sayabilirse, insanlığını ispatlamış . olur. Ancak ve ancak. İnsanın dostlarına karşı güvensizlik duyması, onlar tarafından aldatılmış olmasından daha da ayıp ve utanç vericidir, diyor La Rochefoucauld. Yalan mı?

4 Nisan 1975

Sayın Madaralı,

Geçen yıl, Fakir Baykurt'un girişimiyle kurduğunuz ve beni, lütfedip, başkanlığına layık gördüğünüz Roman Armağanı Jürisi'ne bu yıl sunulan yirmiyi aşkın romanın hepsini , okumak fırsatını, zamanını ve de gücünü, ne yazık ki, bulamadım bugüne dek. Başta Abbas Sayar, Firuzan, Attila İlhan, Necati Cumalı, Lütfü Kaleli, Ömer Polat, Rıfat Ilgaz, Tarık Dursun gibi ustaların eserleri olmak üzere, ancak on kadarını, büyük bir coşku ve hayranlıkla okuyabildim. Ötesine gidemedim. İçlerinde Erol Toy'un Kör Düğüm' ünün de bulunduğu bu seçkin romanlar arasında, açıkça söyleyeyim, bir değerlendirme ve derecelendirme yapamadım. Kafam ve gönlüm, her bakımdan, Abbas Sayar'ın Can Şenliği'den yana olmakla birlikte, çapça birbirinden kılpayı aşağı olmayan bu romanlara birinci, ikinci, üçüncü diye bir derece değeri biçmeye, yetkim kadar haddim de olmadığını gördüm. Bu bakımdan, çekimser kalmak, hiç bir öneride bulunmamak konusunda verdiğim kesin kararımı hoş karşılayacağınızı ve bundan böyle beni, gerek jüri başkanlığı, gerek üyeliği gibi görevlerden bağışlayacağınızı ummaktayım. Yaşımın geçkinliğini; başımın da, yeni kuşakların yetkinliği karşısındaki yetersizliğini göz önünde tutarak, bugün, bağlı olduğum öbür jüri üyeliklerinden de çekilme kararında ve azminde olduğumu söylersem, beni her halde bağışlarsınız.

Saygı ve teşekkürlerimle, Vedat Günyol

5 Nisan 1975 Sait Faik Hikaye Yarışması Seçiciler Kurulu Başkanlığına,

Üyesi bulunmakla kıvanç duyduğum ve sanıyorum, elimden geldiğince, nesnel bir «değerlendirme çabasıyla, karınca kaderince, hizmet ettiğim kurulumuza bu yıl on dokuz hikayeci katıldı. Bu hikayecilerin sekizi, yakından tanıdığım, sevdiğim, sanatçılık değerleri kadar, insanlık değerlerine de yürekten bağlı olduğum kimselerdir. Bugüne kadar karşılaşmadığım böylesi bir durum, tahmin edeceğiniz gibi, beni hayli tedirgin etti. Bu sekiz ahpabıma bir öncelik tanımak, onun dışında kalanlara da uzak durmak gibi bir tutum içine ister istemez düşebileceğimi göz önünde bulundurarak, hiç bir değerlendirmeye gitmemeye karar verdim, Bugüne kadar, üyesi  ya da başkam bulunduğum başkaca seçici kurullarındaki oylarım dolayısıyle, birçok sanatçı arkadaşın dostluğunu kaybetmekle kalmadım, kimilerinin nefretini,' hatta düşmanlığını bile kazandım. Aslına bakarsanız « kazandım» dememeliydim. Çünkü nefret kazanılmaz, edinilir. Ama, naçiz ve de (isterseniz) aciz beğenimin dışında kalan bazı sanatçıların, öfkeye kapılıp: değil sanatçılığa, insanlığa bile yaraşmayan birtakım dedikodulara girişmelere, yalan dolandan öteye geçmeyen iftiralarını kulağıma kadar ulaştırma çabaları karşısında, bu denli nefretlerin, kendi payıma bir kazanç olduğu kanısına ve de rahatlığına vardım.

Bu bakımdan, bu yıl çekimser kalmama izin vermenizi ve beni bundan böyle üyelikten bağışlamanızı dileyeceğim.

Sonsuz saygılarımla, Vedat Günyol

Sayın Orhan Kemal Ailesi,

Anısına ve eserlerine büyük hayranlık duyduğum ORHAN KEMAL adına kurduğunuz Roman Armağanı jürisinde üç yıldır sürdürdüğüm görevden beni bundan böyle bağışlamanızı rica ederken, beni jüri başkanlığına layık görmekle gösterdiğiniz yakınlığa ayrıca teşekkür ve minnetlerimi sunarım.

7 Nisan 1975

Sonsuz saygılarla, Vedat Günyol

Sayın Orhan -Suda,

Geçen yıl, Sabahattin Ali Hikaye Yarışması seçici kuruluna benim üye olarak katılmamı istediğiniz zaman, bilmem hatırlar mısınız, sırf sizin hatırınız. Için bu önerinizi kabul etmiştim. Üyesi bulunduğum öbür seçici kurullarından ayrılma niyetinde olduğumu, ama görevden kaçıyormuş olmamak için, nasıl bir formül bulsam da, kimseyi gücendirmeden, kendi köşeciğime çekilsem diye derin derin düşündüğümü de açıklamıştım size. Sonunda kesin bir karara vardım ve dünden itibaren, Sait Faik Hikaye Yarışması, Orhan Kemal Roman Armağanı ve Madaralı Roman Armağanı seçici kurullarındaki görevlerimden ayrıldım. Ayrılma nedenlerini Yeni Ufuklar'da açıklayacağım.

Beni bağışlamanızı dilerken, beni seçici kuruluna almakla gösterdiğiniz nazik ilgiye teşekkürler ederim.

Sonsuz saygılarla, Vedat Günyol

7 Nisan 1975

 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.