Bir Olayın Başlangıcı/ Muzaffer Buyrukçu

Kitap

Buyrukçu;olayları,mekanı,kişi psikolojisini en ince ayrıntılarına kadar ustaca çizer.Bir olayın gelişimini anlatırken,bir mekanı tanımlarken;gereksizmiş gibi görünen,ama olayı yaşamamıza,olayı mekan içinde değerlendirmemize çok gerekli olan ve okuyucuyu rahatlatan anlatım özelliği bence Buyrukçu’nun yaptığı.(Talat Kırcan.Soyut 28.12.1970))

Muzaffer Buyrukçu’nun “Bir Olayın Başlangıcı”romanı üzerine yapılan yorumlar...

Bir Olayın Başlangıcı, hayatımızda yer eden ve bizi etkiliyen binlerce olaydan birini anlatmaktadır. Birisiyle tanışmak, Kapalıçarşı’yı görmek, yeni bir eve taşınmak, bir işe girmek, birisiyle tanışmak gibi bir olayı...Roman kıyı sokaklarındaki insanı, her an bir büyük kötülüğe sürükleyen koşulların kuşattığı bunalttığı bir gencin bu koşullarda savaşması, eriyip gitmek istememesi, direnmesi üzerine kurulmuştur. Yazarlık yeteneğini fark ettikten sonra  bir tutucu yazarlar kastı tarafından yabancılara  kapatılmış bir evrenin kapılarına dayanması, o kapıları zorlaması...Yani bir gencin varoluş ve toplumda kendine bir yer açma çabası...(Muzaffer Buyrukçu)

«…Bütün bunların dışında, Buyrukçu’nun romanı, gençlik döneminin bunalımlar ve çatışmalarla geçen gerilimini ve ‘çaresizliği’ni, her insanın yazgısıyla özdeşleştirmesi yönlerinden özellikle ilgiyi çekecektir. Buyrukçu’nun, romanlarındaki kişileri çok yanlılıklarıyla yansıtması ise sanatının en özgün yanıdır. Tepemizde bir ‘kahraman’ yaratmıyor Buyrukçu; içimizdeki gerilimlerin başkaldırısını, duyarlıklarımızın kaynaklarını tanıma bilincini uyandırıyor. Doğan, her insandan bir parça, her insan Doğan’dan bir parçadır.» (Adnan Binyazar).

BİR OLAYIN BAŞLANGICl

«Bir Olayın Başlangıcı» (1970), kendini toplumsal çarpıklığın etkisinden kurtarıp, «toplumda saygın bir yer edinmeye çalışan» bir delikanlının romanıdır. «Bir Olayın Başlangıcı», başarılı, otobiyografik bir çalışmadır. Romanın genç kahramanı «Doğan Özden», yoksulluğu nedeniyle sağlam ve köklü bir öğrenim görememiş ama mücadeleler vererek gelmiş, aydınlığın kıyısında duraklamıştır. Onu duraksatan, bu soylu mücadelesinden alıkoyan toplumsal ve -ailevi- bazı nedenler vardır. Ayrıca patron ve yöneticileri, iş yaşamının tekdüze ve bıktırıcı etkileri de durumunu değiştirmesini güçleştirir. İçi, güzelliklere karşı büyük bir eğilim ve yaşama sevinciyle dolu olmasına karşılık, toplumsal sınıfı ve yeri elini kolunu bağlar, kımıldamasını; gelişime yönelik bir davranışta bulunmasını güçleştirir. Ama Doğan Özden, tıpkı Jack London'ın «Martin Eden»i gibi, içinden gelen itkilerle yaşamını değiştirmek ve bir yazar olmak için harekete geçecektir. Muzaffer Buyrukçu, bu romanda «kötü kişi» motivini imajınatif bir biçimde kullanmaktan kaçınmıştır. Çünkü romanda Doğan Özden'in karşısına dikilen «kötü kişi» gerçektir, gerçekten yaşamıştır. Tıpkı kişiler gibi, olaylar da yaşanmış ve gerçek olaylardır. Doğan Özden'in çalıştığı gazetede muhasebe müdürlüğü yapan Cevdet· Bey, daha on yedi yaşında ilk öyküsünü yayınlamış ve bunun verdiği umut ve coşkunluk içinde olan Doğan Özden'e, okuru ürperten, korkunç ve kötü bir davranışta bulunur. Öykünün yayınlandığı ertesi gün, aynı sütuna bir tekzip koydurarak, bu öykünün Doğan Özden'e ait olmadığını duyurur. Ertesi gün ilanı gören genç adamın yeni yeni oluşmakta olan iç dünyası yıkılır. Ve Doğan Özden, o sabah Cevdet Beyin üstüne saldırarak onu dövmekten kaçınmaz.

Bu psikolojik motiv, gerçekte Doğan Özden'in ilerdeki bütün yaşam bölümlerinde etkili olacaktır. Nitekim olay, romanın sonunda yer almıştır. Ama Buyrukçu, bir yazar olarak öbür roman ve öykülerinde Doğan Özden'i yaşatmayı ve onu anlatmayı sürdürür. Yalnız bir yazar olarak değil, bu toplumun içinde yer almış bir birey olarak da Doğan Özden haksızlıklarla, adaletsizliklerle karşılaşmaya devam eder. Ama yaşamının daha sonraki bölümlerinde, bu haksızlıklara karşı çocuk denecek bir yaşta gösterdiği o ilkel tepkiyi göstermez. Çoğu zaman eğilir..kötü kişinin attığı kurşunun üstünden geçip ,gitmesi için ...«Mağara» adlı öyküler kitabındaki bazı parçalarda; özellikle kendi yaşam dilimlerini anlattığı öykülerinde bu yumuşak başlı tutumun olumlu sonuçları görülür.

«Bir Olayın Başlangıcı», aslında Muzaffer Buyrukçu'nun «yazarlık olayı»nın başlangıcını anlatır. Roman, toplumun alt kesiminden gelen ve kentsoyluların sahip oldukları her türlü olanaktan yoksun, yetenekli bir gencin yaşam mücadelesini, var olma savaşını yansıtması bakımından kendi türleri arasında bir hayli ilginç kesitlerle doludur. İlk sayfalar, okura ilginç gelen,okuru kavrayıp sarsan ve kendi havasına katmayı başaran olay ve betimlemelerle doludur. Buyrukçu; kişi, olay ve nesneleri çizmekte ustalıkla kullandığı ayrıntılı betimleme tekniğini bu romanında da etkin bir biçimde kullanır. Gene yazar adayının ilk aşk serüvenleri, taze ve bozulmamış bir insan yüreğinin sevecen niteliklerini yansıtır. (Sonradan bu yürek, yaşamın katı koşulları ve kötü kişilerin etkileriyle değişecek, bir başka deyişle; kısmen de olsa bozulacaktır.) Ama sevgi konusunda, gereğinden çok titiz bir gerekçiliğe kayar Muzaffer Buyrukçu ... Böylece romanın ilerki bölümlerinde onun tehlikeli bir biçimde «erotizmden», «panseksüalizme» doğru kaymakta olduğu görülür. Gerçi, romanda erotik sevgi temasınin tutarlı ve dengeli bir biçimde kullanıldığı, yansıtıldığı bazı bölümler vardır. Örneğin, Doğan Özden'in kendinden epeyi büyük ama ateşli bir kadın olan Vaso'yla ilişkileri,salt anlatım estetiği açısından değil, kurgu estetiği açısından da son derece başarılıdır. Ne var ki, «Bjr Olayın Başlangıcı»nın sonunda yer elen Hulki ile «Kadriye»nin sevgi ilişkileri için aynı şeyleri söylemek kolay değildir. Toplumun alt tabakalarına mensup iki kişinin arasındaki sevgi ilişkisinin bu yolda gelişip,gerçekleşeceği biçiminde bir savunma yapılabilir...Ama yazarın . az da olsa, belli ölçüler içinde ülküsel (idealize) bir tutuma yönelme yetkisi ve hakkı olduğu ileri sürülerek, bu savunmanın çürütülmesi de olasıdır. Buyrukçu, bir yazar olarak bu yetkiyi kullanmaktan kaçınmıştır.

Anlatım tekniği bakımından bazı serbestliklere, bazı özgürlüklere açılmayı da denemiştir yazar bu romanında...Örneğin deniz kıyısında Dogan Özden'in arkadaşlarıyle içki içişinin anlatıldığı bölümde Buyrukçu, yer yer diyalekt ve argo denemelerine girişmiştir. Bize ilgjnç gelen tutum; roman kahramanlarının anlatım biçimine yazarın müdahalede bulunarak, bunları kendi ağzından yansıtmasıdır. Örneğin değişik bölge ve kentlerden gelen Doğan Özden ve arkadaşları; (Hulki, İzzet, Sabahattin, Hasan ... » kendi bölgelerine özgü diyalekt ve argolarıyle konuşurlarken, Buyrukçu'nun yazar olarak araya girmesi ve birden konuşmanın düzgün bir anlatım biçimine dönüşmesi, romanı ilginç kılan küçük teknik buluşlardan biridir.

Buyrukçu'nun roman ve öykülerini tek tek incelemek ve değerlendirmek, yazarın yapısı ve özelliği gereği sağlam ve sağlıklı olmayan bir yoldur. Kendini anlatan, kendini öykü ve romanlarıyle çoğaltan bir sanatçıdır çünkü Buyrukçu ... Bir söz değil, bir cümle söylemek istemektedir. Onu tek bir yapıtıyle eleştirel boyutlar içinde ele almak, olanaksızdır. Böyle bir tutum, sanatçıyı değil, salt o yapıtı ele almak olur. Bu ise yapıttan önce sanatçıyı, edebiyatçıyı ön plana alan, bizim inceleme yöntemimize aykırıdır. Özellikle Muzaffer Buyrukçu gibi, büyük acılar çekmiş ve bu acılarla dağlanmış bir yürek taşıyan sanatçılara böyle bir yöntemle yaklaşmak istemeyiz.

Buyrukçu, yazdığı bunca öykü, roman, anı ve özdeyişlerine karşın, henüz cümlesini bitirmemiştir. Bu kısa yazı, ona ve onun sanatına bir yaklaşım denemesi niteliğinden öte bir anlam taşımamaktadır.

Zühtü Bayar

Öykü Dergisi-Sayı 5 Ocak/Şubat 1976

Bütün bunların dışında Buyrukçu’nun  romanı, gençlik döneminin bunalımlar ve çatışmalarla geçen gerilimini ve ‘çaresizliği’ni’,her insanın yazgısıyla özdeşleştirmesi yönlerinden özellikle ilgiyi çekecektir. Buyrukçu’nun romanlarındaki kişileri çok yanlılıklarıyla yansıtması ise sanatının en özgün yanıdır. Tepemizde bir kahraman yaratmıyor Buyrukçu; içimizdeki gerilimlerin başkaldırışını, duyarlılıklarımızın kaynaklarını tanıma bilincini uyandırıyor. Doğan her insandan bir parça, her insan Doğa’dan bir parçadır. (Adnan Binyazar.Türk Dili 1971)

Cinselliğe bu denli ağırlık verişi,kitabı ilginç kılmak amacıyla da olsa,irdeleyici okuyucuyu ondan daha başka şeyler istemeye zorluyor.Cinsel yanı bu denli vurgulamanın amacı nedir:Buyrukçu bunun hesabını vermezse cinselliği çekicilik için kullanmış,sömürmüş bir romancı olur ki,bu da onu çaptan düşürebilir.(...)Öyleyse Buyrukçu cinselliği toplumsal yaşayışa bağlayabilmiş midir?Buna çaba gösterdiği olmuştur.Kişiler cinsel gereksinmeleriyle toplumun içindedirler.Buyrukçu biraz önce söylediğim gibi,yaşamdan gelen zenginliği,düşünce ve teknikle birleştiremediği için cinselliğin toplumsallığı noktasında da yüzeyde kalmaktadır. (Ahmet İnam.Dost,Şubat 1971))

Bir Olayın Başlangıcı’nda Doğan’ın cinsel tutkuları çok geniş ve ayrıntılı bir biçimde verilmiştir.Romanını yer yer tutturduğu soylu düzeyin altına düşüren kaba cinsel betimlemeler,-bu tutkular ilk gençlik yıllarının ağır basan tutkuları olsalar bile-gene de romana gereksiz bir hafiflik vermektedir.Abartılmış cinsel betimlemelerin romanın bütünlüğüne önemli bir katkıda bulunmadığı hesaba katılırsa bu fazlalık daha açık bir biçimde ortaya çıkmaktadır. (Ali Hikmet Cumhuriyet,14.1.1971)

Buyrukçu,Bir Olayın Başlangıcı’nda hiçbir tutarlık taşımayan,romandan ayrı kopuk kopuk seks kompozisyonları,ayrıntı sorununun artık dengeyi parçalamış bir durumda katlanılmaz bir yığışıma dönüştüğü sayfa doldurmaları ve gazete evlenme ilanlarının boy göstermesine kadar vardırılan sarsak bir gerçekçilik anlayışı ile kendi yolunun kurbanı olur.(...) Ayrıca tıka basa torbalanan ilgisiz ve gereksiz ayrıntılar ve baş köşeyi kaplayan yoğrulmamış düzmece cinsellik,biyolojik ve toplumsal hayatın baş kişisi Doğan’ın iç dünyasındaki belirlenişi engellemiş ve tıkamıştır.(Taylan Altuğ.Türkiye Defteri,Nisan 1971)

Buyrukçu;olayları,mekanı,kişi psikolojisini en ince ayrıntılarına kadar ustaca çizer.Bir olayın gelişimini anlatırken,bir mekanı tanımlarken;gereksizmiş gibi görünen,ama olayı yaşamamıza,olayı mekan içinde değerlendirmemize çok gerekli olan ve okuyucuyu rahatlatan anlatım özelliği bence Buyrukçu’nun yaptığı.(Talat Kırcan.Soyut 28.12.1970))

Bir Olayın Başlangıcı,yoksul tabakadan gelme bir gencin,Doğan’ın,insanın ikinci plana itelendiği kapitalist bir toplum içersinde giriştiği kişilik kazanma kavgasının öyküsüdür.(...) Buyrukçu,küçük insan evreninin iyi bilen bir yazar.Öykülerinde olduğu gibi,Bir Olayın Başlangıcı’nda da ustalıkla yansıtıyor bu evreni.(...)Yalnız Buyrukçu’nun çoktan aşılmış olması gereken bir biçim oyunundan yararlanmaya gitmesi,Doğan’ın dramına nokta basacak olan Cevdet Bey’i daha yapıtın başında kötü bir kişi olarak betimlemesi olumsuz bir tavır bence.(...)Bir Olayın Başlangıcı’nda dikkatiçi çeken bir diğer yan da,yazarın geçmişe doğru yaptığı sıçramaların esnekliği oluyor.Buyrukçu geçmişe doğru uzanırken olayın akışını bozmuyor.Sözün kısası,sağlam bir özü ayni sağlamlıkla estetik kalıplara dökmesini bilmiş BuyrukçuSuphi Kenan Demirci.Yeni Ortam 26.1.1973)

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.