Cemel Süreya’nın Gözüyle Şiir Sorunları

Şiir

Eski şiirimizi değerlendirirken bu şiiri etkileyen kaynakları bütünüyle kavramaya çalışmıştır. Örneğin din kurumunun şiir üzerindeki etkisini konu edinen "Şuara Suresi" adlı yazışı en ilginç çalışmalarından biridir. Bu yazıda Kuran'ın şairleri kınayan ayetlerini hatırlatır; Kuran hükümleriyle Eflatun'un Devlet'inden şairleri kovması arasındaki koşutluğa değinir ve "Her düzen, her devrim sanatı, özellikle de 'şiiri lanetlemekle işe başlamıştır " der.

Cemal Süreya’nın Gözüyle Şiir Sorunları

Konur Ertop

Cemal Süreya, şiir kadar düzyazıyı da seviyordu; örnekleri ondan önce verilmiş, ilkeleri daha önce belirlenmiş bir şiirin temsilcisi değildi, bir öncüsüydü. Kendisinin ve kuşağının aşama aşama gerçekleştirdiği şiiri konu edinen, özelliklerini belirleyen pek çok yazısı vardır. Bu yazılardan bazılarını onun yazar arkadaşları ve okurları hemen hemen ezbere bilirler: Folklor Şiire Düşman (a dergisi, Ekim 1956), Şiir Anayasaya Aykırıdır (Papirüs, Mayıs 1961) gibi... Bunların bir kitapta derlenmesi, çağdaş şiirimizin serüvenini daha yakından tanımamızı sağlayacak, gündemde olan pek çok şiir sorununa taze yaklaşımlar sağlayacaktır.

Onun kendi dergisi Papirüs'te, son zamanlarda da 2000'e Doğru'da sanatçılarla, politikacılarla ilgili portre yazılan çıktı. Birsöz ustası olan şair bu yazılarda kahramanlarnın can alıcı yanlarını yakalıyor, kişilik düğümlerini çözüyor, sanatlannı, eylemlerini sergiliyordu. Anlattığı kişileri bütünüyle kavrarken gerektikçe kıyasıya da eleştiren yazılardır bunlar. Az sözle. çok anlam yansıtır; benzetmelerle çiçeklenirler. Bir zeki ve dil şölenidirler. "Şapkam Dolu Çiçekle" kitabında bu portrelerden bazıları yer alır. Politika gazetesinde 1975-1976 yılla-rında çıkmış bir demet yazısı da "Gü¬nübirlik" kitabındadır.

Dergilerde kalan bütün düzyazılarının yeni kitaplarda derlenmesini beklerken, ölümünden sonra Melih  Cevdet Anday'ın ''Şiir üzerine düşünen nadir şairlerden biriydi" diye andığı şair-yazarın iki kitabında şiir üzerine söylediklerine kısaca göz, gezdirelim.

Cemal Süreya'nırı "Şiir Üstüne Kafa Yormak" yazışı onun şiir sorunIarına nasıl yaklaştığını gösterir. --Bu yazıya "şiirin nasıl olması, şiirin nasıl yazılması gerektiği" gibi konular da kesinlemeleri bir yana iterek başIar. Önemsediği iş, "var olan, devinen, yazılmakta olan şiirin vardığı sonuç üstünde, düşünmek" tir. Bu çalışmasını şiirin tarih içinde sürüp gelen¬serüveniyle, başka ülkelerin şiir deneylerine yönelik gözlemleriyle besler:

"Şiir üstüne kafa yorarken yalnızca bugün yazılmakta olan şiirin. sonucundan bakmak yetmiyor. Şiirin eski serüvenlerini sürekli olarak kendi içinde de gözden geçirmek gerekiyor; Hem eski günler adına, hem bugün adına. Çünkü bir edebiyatın diriliği ancak bu biçimde bir sürekli eleştiriyle mümkün olabilir."

 

Şiirin önemli malzemesi olan dil için "şiir dili genel dilin, günlük dilin süslüsü ya da soylusu değildir . .O dilin düpedüz kendisidir" der; şairin ve genel olarak yazarın anadilini çok iyi bilmesini ister.

Şiirde farklı görüşlere, farklı malzemeye anlayışla yaklaşır; şiirin bu farklılıklarla zenginleşeceğine inanır; "Günümüzün şiirinde ( ... ) anlamı tek başına kullanma eğilimi ağır basıyor. Şiiri bir insanlık töresi olarak ele almak güzel bir şey. Ayrıca şiirimizin gelip dayandığı noktada zorunlu da. Ama hayatın günübirlik değerleri, pislikleri (?) ışıltıları, küçük anlarıda şiir  için vazgeçilmez öğelerdir."

Şiirin  öteki sanatlardan, kültür kaynaklarından kopmasından yakınır:

"Bizim kuşak şairlerine baktığım zaman şunu görüyorum: Resim sanatını yakından izlemişler; müzikle hiç de içli dışlı olamamışlar; roman ortada kalmış; denemeyle beslenmek istemişler (bu alanda da hep Montaigne çıkmış karşılarına); siyasal ve toplum bilimsel yapıtlara orta yaş sularında yetişebilmişler; sinemayı sevmişler, ama daha çok roman olarak görmüşler bu sanatı; eski Osmanlı yapıtlarına karşı zaman zaman tutkuları olmuş, ama onları da çoğunca birer antika olarak görmüşler . Yontu sanatına karşı bilinçsiz ve köksüz bir sevgi, bir tansıma beslemişler. Tiyatroya pek yaklaşmamışlar.";  1950 kuşağı edebiyattan siyasaya pek köprü atamadı. 1960 kuşağı da siyasadan edebiyata köprü atmada zorluk çekiyor.''

Eski şiirimizi değerlendirirken bu şiiri etkileyen kaynakları bütünüyle kavramaya çalışmıştır. Örneğin din kurumunun şiir üzerindeki etkisini konu edinen "Şuara Suresi" adlı yazışı en ilginç çalışmalarından biridir. Bu yazıda Kuran'ın şairleri kınayan ayetlerini hatırlatır; Kuran hükümleriyle Eflatun'un Devlet'inden şairleri kovması arasındaki koşutluğa değinir ve "Her düzen, her devrim sanatı, özellikle de 'şiiri lanetlemekle işe başlamıştır " der.

Eski şiirin niteliğini kavramaya çalışırken biçim sorunları üzerinde dikkatle durmuştur. Beyit ve dizenin yapısını araştırdiğı yazısında dizenin yeni şiirde. egemenliğini nasıl yitirdiğini gösterir, imgeci şiirin dizeyle sıcak ilişkisine dikkati çeker. Divan şiirine, 'o edebiyatın ürünlerine sanıldığından çok yakın ve kapsayıcı biçimde yaklaşır. Örneğin rübai türünün  biçim  özelliğini ve içeriğini konu edinen yazısında çağımızda yazılan rübailerin aksayan yanını bulup çıkarmıştır:

"Yahya Kemal'in . kötü şiirleri hangileridir derseniz, size hemen rübaileri gösterebilirim. Yahya Kemal çağdaş hayattan parçalar aldığı şiirlerinde yüceliyor. Onu eski şiirin parodileriyle zenginleştirdiği zaman şiirsel bir görkem yaratıyor. Gününün Türkçesinin doruklarına da böyle şiirlerinin böyle anlarında yükseliyor. Rübailerde ise, yalnız, kendi şiirinde daha önce kullanmış olduğu imgeler ve buluşlar var. Şiirden şiire değişme ve gelişme var Yahya Kemal'de. Şiirden rübaiye böylebir şey yok. Rübaiden şiire? Hiçbir şey yok. Çok ilginçtir. Yahya Kemal'in rübaileri onun hiçbir yeni şiirine kaynak olmamış, kan dolaşımı sağlanamamıştır .. Bir sonuçtur rübai Yahya Kemal' de, döküntüdür."

"Yüz Aşk Şairi" adlı antolojiyi düzenlemiş olan şair, divan şiirinin sevgiyi ve sevgiliyi nasıl anlattığını araştırırken bu edebiyatın duygu, . düşünce dünyasını ve üretme mekanizmasını belirler: "Bir idedir sevgili. Bir kafiye, bir biçim, bir uyum, bir köşedir. İnsani olandan sıyrılmış estetik planda var olmuştur. Kadının köleliğidir divan şairlerinde bu tutumu yaratan, sevgili, yalnız bir kadın değil, zenginlik, görkem, hakimiyettir. ( ... ) Divan şiirinde belli bir kadın için yazılmış şiir yoktur; adı  yoktur sevgilinin. Onun değil, şiirin nitelikleridir söz konusu olan. Ve asıl önemli olan yine şaırın kendisidir. Görkemli bir gramerdir divan şiiri; gazel, kaside. Bir minyatür sanatıdır. Bir dokuma sanatı. Biçimlerin mimari anlamda .oranlanm arar. Bu bakımdan sevgili de birtakım oranlar halinde görünecektir. Psikoloji yoktur. Erotizm yoktur. Şiirin teşrifatı ve görgü kuralları içinde döner her şey, bu arada sevgili de."

Ünlü  “Folklor Şiire Düşman" makalesinin yazarı için ''yazı türü niteliğiyle halk şiiri çağını çoktan doldurmuş bulunmaktadır." Bu kesin yargının sahibi, halk şiirinin temsilcilerini çağdaş sanatçının gözüyle yorumlar:

"Pir Sultan Abdal'da düşünce bir yerde değişim geçirerek -çıldırarak da diyebiliriz- duygu haline, coşku haline gelebilmektedir.'' Sırası geldikçe Bedri Rahmi'den Ceyhun Atuf'a kadar .halk şiiri kaynağından beslenenleri konu edinir.

Tanzimattan sonraki şiirin Batı şiiriyle, toplum sorunlarıyla ilişkileri de üzerinde durduğu konulardır. Yerleşik yargılara karşı çıkar. Örneğin Tevfik Fikret için, "Şiirindeki siyasal tavır, ömür boyunca ve öldükten sonra bir rant sağlamıştır ona ı ... ) Türk şiir geleneğini reddeden, Batı şiiri geleneğinin gerektirdiği ölçülerden ve kültürden de yoksundu."

Yahya Kemal'den Necip Fazıl'a kadar yenilik şiirimizin temsilcilerindeki özgün yanları belirlemiştir. Ancak asıl geniş yeri Orhan Veli ve arkadaşlarının şiir deneylerine vermiştir: ''Orhan Veli şiirimize yüzyıllarca egemen olan romantizmi yıkan, somut ve belirgin bir hümanizmi sanatımıza getiren adamdır; ilk kentli halk ozanıdır o, ilk laik Türk şairi, şiirimizde ironi sanatının ilk büyük temsilci; yapıtında 'organik ilişki'yi, 'estetik. bütünlüğü' kuran ilk şair. '' Ancak şaire kasket giydiren" (!) bu yenilikçinin eksik bıraktığı yerleri de sergilemekten kaçınmaz: "Yeni bir şiir ne olmalıysa onun değil, eski şiir ne değilse onun çevresınde dolanmaya başladı. Bu onu sınırladı,. Tam anlamıyla özgür olmasını daha ilk noktada engelledi  bu yüzden yeni bir sanatın gizli el değmedik olanaklarını kazanmaya pek fırsat bulamadı.''

Nazım Hikmet'in şiirini çözümlemeye çalışırken vardığı yargıları da sakınmasızdır: "Nazım Hikmet'in şiirinde Marksizm ve tarihsel materyalizm yüzeyde politik tutamaklar halindedir; materyalizme iyice yaslanmak istediği halde mısralarının yapısında da, özünde de ayırıcı özellik, materyalizm değildir."

İzlediği, tanıklık ettiği şiirin temsilcileriyle ilgili canlı saptamaları birbirini izler: "Görüntünün bir sorun olarak şiirimize girmesi, görüntünün bir şiirin kendisiyle kaynaşması, kendisi olması görüntünün şiirden şiire organik .bir şekilde dağılması ilk Fazıl Hüsnü'yle başlamıştır": "İmge onda sınırlı bir öğe değil. Bir bakıma şiirin kendisi, bütünü. Öyle ki bütünüyle vardır onun şiiri. Kelimeler ilişkin oldukları kavramları aşan ve daha geniş durumları kavrayan bir nitelik gös¬teriyor. Şiirin bütünü içinde kullanılmış bazı düz sözler inanılmaz bir çarpıcılık, bir imge yeteneği kazanmaktadır Ahmed Arif'te "Düzyazıdan korkmaz, ondan şiir devşirir boyuna. Bu arada konuşma diline yeni kullanma değerleri getirir, uçları eski' şairlerin kıyılarına varan 'parodi'ler kurar."; "Nuh'un gemisi gibiydi Ülkü Tamer'in ilk şiirleri: kalabalık, şenlikli, her türlü imgenin erkeğini ve dişisini barındıran, terzilerle, dülgerlerle, tilkilerle, kirpilerle, sansarlarla ve her şeyle dolu( ... ). "Son şiirlerine kulağınızı dayarsanız telgraf direkleri gibi bir vınlama duyarsınız, büyük bir genişlik duygusu, bir kutup duygusu içinde olursunuz.''

Öğretirken eğlendiren, zengin çağrışımlarıyla okurun yeni düşünceler üretmesine yol açan sürekli bir şenlik, bir şölen, şiiri gibi bir sevinçtir Cemal Süreya'nm düzyazısı.

ALINTI:

Dergi

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.