GÜLTEN AKIN'IN ŞİİRİ

Şiir

GÜLTEN AKIN'IN ŞİİRİ/ Konur Ertop

Gülten Akın

GÜLTEN AKIN'IN ŞİİRİ

 

Konur Ertop

Konur Ertop

''Ben işi ciddiye ilk alanım ülkemizde"  G.Akın

 

Gülten Akın (doğumu 1933, Yozgat), taşralı bir genç kızın yaşantısını, duyarlığını yansıtarak girdi şiire. 1950'lerin şiir ortamında etkinliği olan Cahit Külebi, Behçet Necatigil, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Attila İlhan'a türlü borçları olan bir anlatımla Rüzgar Saati (1956) adlı ilk kitabındaki şiirleri kaleme aldı. Yalnızlık, sıkıntı, tedirginlik, gerçekleşmeyen umutlar sık sık tekrarlanan temalardı bu şiirlerde: "Arsız otlar gibi büyür gider/Gece yarısından sonra yalnızlık" (Gece yarısından Sonra); "Alaca dağlarda sarı çiçek/Sevgisinden yalnızlığından korkar" (Alaca Dağlarda Sarı Çiçek); "Uzanmışım gölgeliğe bir başıma/ Şu uzaktan tükenmez yalnızlıktan/ içten içe ürküyorum ama/ Böyle de iyiyim" (Deli Kızın Türküsü); "Şimdi dünya boşlukta yavaş/ Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın" (Yitikler Gecesi); "Karanlık bastı mı seninle gelir/Nasıl döner durur ortalarda/ Çağrışımlardan kopmuş bir sürü/ Tedirgin kuşlar gibi kelime" (Yeniden). 22 yaşındayken yazdiğı şiirde "Ne yandan baksan ölüm" diye konuşur. Bütün mutsuzların sığınağı olan kaçış onu da peşine takmış görünür. "Bu şehirden bu parktan uzakta/ Neresi olsa olur" der. Ancak bulunduğu yerden ayrılmanın,başka kentlerde yaşamanın da bir çıkar yol olmayacağını söyler: "Uzak uzak gitmede fayda yok/ Şimdi bütün şehirler birbirine benzer" (Deli Kızın Türküsü). Genç kız, erkeğini bulma umudunu yaşar: “Ilıya ılıya bir yaz gelse/ Selim gelse-bak. Bu park bu ağaç bu kuş/ Üç yaz tutmuş ellerine dokunsan/ llıyıp ısınıp çözülsen" (Kör Aynadan Ince Kıza)..

Kitaplar

İlk kitabının ve onu izleyen Kestim Kara Saçlarımı (1960), Sığda (1964) yapıtlarının içeriğini kendisi de Şiiri Düzde Kuşatmak (1983) adlı denemeler kitabında, "Her üçü de odağı ben olan bir hayatın çeşitli görünümlerini yansıtır. Aşk, sevgi, ayrılık, özlem, yalnızlık, çeşitli acılar, sevinçler... " diye özetliyor. Bu dönemde kendi deyişiyle "bireysel çıkışlı ama kadınlığı dolayısıyla ezilenlerin ortaklaşacağı duyguları'' şiirine konu edinir. Kestim Kara Saçlarımı 'kitabının sayfalarında canlanan figür, ''Ellerim tutmanın elleri, gözlerim bakmanın/ Benim değil ayaklarım yürümenin/ Solumaya bir yerlerim sevmeye başkası/ Ben yaşamanın olmalıyım öyleyse, değilim" diye konuşur. Ozan, sık sık kendi yaşantısından gelen izlenimleri başka kadınların çileli yaşamlarıyla birleştirmiş, kadınların türlü sorunlarını gündeme getirmiştir. Erkeklerin kadına-bir cinsellik aracı gözüyle bakmasını eleştirmiş.kadının aşktan beklentilerini konu edinmiştir (Oyun). Türlü. şiirlerinde (Yalnız Kız, Güvercinli Kadın, Sorumlu Kadın) kadın sorununu deşer. Toplumda kadına nasıl küçümseyerek bakıldığını vurgular: "Onlara (saygı değer kişiler)/ Göre kadınlar toplumda kabak çekirdeği" (Nokta şiiri). Toplumda kadının yanında güçsüz, esirgenmeyi bekleyen çocuk da bu şiirlerde yerini alır (Selimin Ayağı, Ayrılar Çocuğu).

Kitaplar

İlk üç kitabın oluşturduğu dönem içinde Akın, genç kızlığı geride bırakmış, yetişkinlerin dünyasındaki yerini almıştır. Evlenmiş, birkaç çocuk sahibi olmuştur. Avukatlık, öğretmenlik yaparak eşinin görevli olduğu Kumluca, Alnera, Gevaş, Haymana, Kumru, Gerze, Saray, Maraş'ta 14 yılı geçerken 27 Mayıs sonrasının toplumsal bilinçlenişi onu da yakından etkilemiştir. Gördüklerini, yaşadıklarını öğrendikleriyle birleştirmeye koyulur. Bu konuda, "Halkımdan, çocuklarımızdan öğrendiklerimle bütünlemeye çalıştım." diye anlatır.

Halkın yaşamını, sorunlarını görmektedir. Aydınların işlevini değerlendirmektedir: "Kötü mü yoksul mu biri/Tutsak mı bizim yüzümüzden/ Biri kardeşini vurduysa sebepsiz/ Çaldıysa bizim yüzümüzden." (Kestim Kara Saçlarımı kitabında Biri Kötü mü?). Toplumdaki çelişkileri ele almaktadır: "Biçimci, töreci, yasacı insan obur/ Yiyen, kendini yemesin diye/ Ötekin, Kişiler, kalabalık/ Ne kadar kalabalık" (Sığda,kitabında Dev Gitgide Ağır).. Geçiş döneminde yer yer karşılaştığımız bu işaretler zamanla şiirinin asıl ekseni olur. Artık şiir anlayışı belirlenmiştir: "Konumuz halkın hayatı ve onun bir parçası olarak kendi hayatımız ve yaşadığımız gerçekler, olgulardır. Amacımız ... Şiirimizi yükseltirken, halkın yaşamının ve yaşam biçiminin yükselmesine yardım etmektir."Kitaplar

Kırmızı Karanfil (1971) adını taşıyan 4. kitabı kişiselden toplumsala geniş, çaplı bir açılıştır. Yozgat' ın Çatak Mahallesi' ndeki küçük evin kızı bir yaşamı dolduran acılardan, deneylerden geçerek geleceğe inançlı bir öncü-aydın misyonunu kazanmıştır. Geçmişten kalanlar toprağının insanıyla ortak yazgısını çizen bir birikim oluşturmuştur: "Sıska olmak, çirkin olmak, utanmak ayağından/- Ki sürer gider etkileri sonra- /Dişlerdeki hastalıkla, saçlardaki hastalıkla/ Ellerde sırasız titreme ve çarpıntı/ Ürkme utanmaktan utanmaktan/ Şeker bulamama, top bulamama, bebek bulamama/ Defter, kalem, kitap, günler süren ağlamalarla/ -Ki her yalnızlıkta sürer gider sonra-", Yazı ozanın özyaşamı halkının yaşamına verir yerini. Halktan insanlar konuşur artık: "Sor bakalım, adam diye kaydımız var mı?/ Ben körüm, biz eski, çocukları yazdır./ Patatesi alıcıya götür ve yirmibeşe/ Eşeğine bin türkü söyle dönüşte/ Dünyalık şeylere dünyanın parası gerek/ Oysa topraktan çıkardın yirmibeş liracık ... " (Güz).

Kırmızı Karanfil ozanı, "Halktan soluklar alınır/ Üflenir halka bilinç/ Halk gibi yaşamakla" diyerek bir izlenceyi çizer. Şiirinde sürgünler, gurbetler ("Ne sılamız belli, ne gurbetimiz/ Çiğdemi Ardahan yaylalarında/ Nergisi Sinop'ta/ Van'da koparmışsak sarı gülü/ Portakal kokusu Kumluca'dan gelir/ Karıştırdık sıla nere, gurbet hangisi" -Kadın Olanın Türküsü-), grevler ("Yukarda: Ana yollarda, ara sokaklarda/ Heryanda grevler ve grev sebepleri" -İstanbul'da bir pazardan bir pazartesiye-), haksızlık ve zulüm ("Haksızlık nerde olursa olsun/ Zulüm nerden gelirse gelsin/ Barışla, sevgiyle olmayacaksa/,Ey gerçek sesimiz, ey büyük kavga/ Yankılar dağdan dağlara"- Oğlanın Türküsü) toplumdaki kaynaşmaların, aranan çözümlerin görüntülerini canlandırır.

Şiirin gündemdeki ustalarının anlatımından yararlanarak.yola çıkan Gülten Akın bir süre İkinci Yeni ozanlarının anlatım tekniklerini kullandı. Yer yer doğaya açık şiiri giderek doğayla ve somut öğelerle beslenen halk şiirinden esinler aldı. Toplum sorunlarına ağırlık verdiği dönemde halk şiiri Akın'ın şiirinin zengin damarı oldu: "Dün ağladık gelininen yorulduk/ Vurdular Ahmedalimi ormanda" (Kış).

Maraş'ın ve Ökkeş'in Destanı (1972), Seyran Destanı (1979) gibi yapıtların eşiğinde Akın destansı bir söyleyişe doğru yönelmişti (Yolun Dağlara, Atın Türküsü gibi şiirler). Bu tür, zaman zaman yapmacıklı bir kabadayılık, bir özenti tavrına mahkum ediyor onu. Destanın gerektirdiği büyük soluğu, bilgeliği elde etmek, şiir deneyinin, kültürün de her zaman sağlayamayacağı büyük bir değer! Seyran Destanı yazarı başkent gecekondularını dolduran Anadolu insanının dertlerini paylaşırken aydın olarak görevini yapıyor, ancak şiirine başarı ortalamasını seyrek bir biçimde kazandırabiliyor. Ağıtlar ve Türküler'de (1976) "Öğretmen Türküleri" türünden örneklerle daha somut, daha gösterişsiz fakat etkili ürünler vermişti. Şiirin "giderek yaşamın bir parçası olmasını" beklediğini açıklayan ozanın bunu gerçekleştirdiğini kabul etmek güç!. ..

 

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.