Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet' de Fransız Şiirinin Etkileri

Şiir

Bu yazı için Orhan Veli'nin çalışmalarını araştırırken, şairin Garip'inden daha garip şeylerle karşılaştım, Elimde Can Yayınları'nın 1982'de çıkardığı bir kitap var: "ORHAN VELİ, BÜTÜN ÇEVİRİ ŞiiRLERİ. 65. sayfadaki 'İlk Sevgililer' (Les Cydalises) şiiri Theophile Gautier'hin olarak sunuluyor. Oysa bu şiir Gerard de Nerval'in.

Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet' de Fransız Şiirinin Etkileri

ERDOGAN ALKAN

 

ORHAN VELİ

OrhanVeli

Bu yazı için Orhan Veli'nin çalışmalarını araştırırken, şairin Garip'inden daha garip şeylerle karşılaştım, Elimde Can Yayınları'nın 1982'de çıkardığı bir kitap var: "ORHAN VELİ, BÜTÜN ÇEVİRİ ŞiiRLERİ. 65. sayfadaki 'İlk Sevgililer' (Les Cydalises) şiiri Theophile Gautier'hin olarak sunuluyor. Oysa bu şiir Gerard de Nerval'in.

İkinci gariplik bundan daha da garip. 93-96. sayfalarda, sürrealist şair Philippe Soupault'un sekiz mezartaşı kitabesi var. Soupault birmci kitabeyi, kübist ve dadaist harekete katılan, soyut resmin öncüsü ressam Francis Picabia için, ikinciyi Theodore Fraenkel, üçüncüyü, Apollinaire ve kübistlerin yakın dostu, Fransız kadın ressam Maire Laurencin, dördüncüyü şair Aragon, beşinciyi şair Paul Eluard, altıncıyı dadaizmin kurucusu şair ve yazar Tristan Tzara, yedinciyi gerçeküstücülüğün kurucusu şair Andre Breton için yazmış. Bunların hepsi de adlan Larousse'a geçmiş ünlü sanatçılar. Peki Soupault sekizinci kitabeyi kimin için yazmış dersiniz? Sıkı durun; Çerkeşli koltukçu Şakir Efendi için. İşte şiir:

"Şakir Efendi

Koltukçu

öldü

Dün gece

Çerleş'te

 Öldü gitti

Çerkeşte öldü gitti."

Görülüyor ki koltukçu Şakir Efendi'nin Çerkeş'te ölümü Fransa'da büyük yankılar uyandırmış ve büyük şair Soupault onun için bir mezar taşı kitabesi yazmış ya da Soupault, kendi kitabelerini öykünerek üç adet "Kitabe-i Seng-i Mezar"

döktüren Orhan Veli'den öc almak için yukardaki şiiri Yaprak dergisinden araklayıp altına imzasını basmış.

Peki ama bütün bunlara, kitabı hazırlayan Asım Bezirci ne diyor? Bir kitap ki Nerval'in şiiri Gaurier'ye, Orhan Veli'nin şiiri Soupault'ya mal ediliyor. Hadi okur, Soupault'nun Çerkeşli koltukçu Şakir Efendi'ye mezar taşı kitabesi yazacak kadar enayi olmadığını anlar diyelim, ama ya Nerval'in şiirinin Gautier'ye hediye edilmesi? Bezirci provaları kontrol etmedi mi? Bir kitabın bu haliyle piyasaya sürülmesi okura karşı büyük saygısızlık.

Bu gariplikleri belirttikten sonra şimdi gelelim Garip ve garipliklerle isim yapan Orhan Veli'ye. Orhan Veli, François Villon 'dan Alexandre Toursky'ye dek bütün Fransız şairlerinden çeviriler yaptı. En çok ilgisini çekenler ise dadacılar ve gerçeküstücüler oldu.

Veli'nin şiirlerini yazdığı ve yayınladığı yıllarda dil bilen Türk şairlerini en çok etkileyen Fransız ozanları, Baudelaire, Verlaine, Rimbaud, Mallarme ve Nerual idi. Bunların dışında, örneğin François Coppee ve Sully Prudbomme Fikret'i etkilemişti. Yahya Kemal şiirdeki başarısını Jose Maria de Heredia'yı okumasına bağlar, şiirlerine açık deniz'i Victor Hugo'dan esinlenerek soktuğunu, yazar. Cenap Şahabettin ve Ahmet Haşim sembolist olduklarını ileri sürerler.

Orhan Veli'nin 1936-37 yıllarında yayırılanan ölçülü ve uyaklı şiirlerinde yer yer Fransız ozanlarının bazı dizeleri değişik biçimlerde görülür. örneğin ''Kağıttan teknesinde sevinç taşıyan gemi" dizesi. Rimbaud'nun ''Esrik Gemi" şiirinden aktarma. "Dağılan içimde her zaman o baygın koku" dizesinde Baudelaire var. ''Eski günler geri mi gelecek?' dizesi Verlaine'in. 'Ve bir karga beynimi deşiyor/ Azaplar kemirdiğim bu anda" dizelerinde Villon ve Baudelaire birlikte yer alıyorlar. Açsam Rüzgara şiiri Rimbaud 'nun "Esrik Gemi"si ve Mallanne'nin "Imbat"ını (Brise Marine) özetler. Masal; Uyku ve Tuba'da Maurice Maeterlinek'in havası vardır. ,;Otların içinde sırtüstü yatmanın tadı" dizesinde hemen Rimbaud ve Hugo'yu buluruz. Helene İçin şiirinde, adından da anlaşılacağı üzere bütünüyle Ronsard var. İhtiyarlık şiirini Belçikalı Franz Hellens'den esinlenerek yazdığını .şair zaten kendisi de belirtir. Seyahat şiirinin başına Rene Bizet'den esinlenme diye bir not düşer, bu şiirde Jean Pellerin'i de buluruz. Şunu hemen belirtelim ki bu etkilenmeler doğrudan olduğu kadar dolaylı da olabilir. Çünkü aynı yıllarda şiir yazan, şiirleri yayınlanan Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dranas, Necip Fazıl Kısakürek gibi şairler de Fransa'yı izliyorlar. Örneğin "rüyalar" ve "hülyalar" Orhan Veli şiirine Nerval'den, doğrudan olduğu kadar Nerval izleyicisi Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar aracılığıyla da girebilir.

193 7 yılı ortalarından itibaren Orhan Veli şiirinde değişim başlar. Onu dadacı ve gerçeküstücü olarak görürüz. Zaten Fransa'da da "dadaisme" ve "surrealisme" başlangıçta iç içe geçmiş durumdaydı.

Garip'in önsözünü okuduğumuzda sanarız ki Orhan Veli'nin amacı ölçü ve uyak'ı kaldırmak, eski biçimleri atmak, özde ise şiiri burjuva beğenisinden kurtarıp daha geniş kitlelerin, halkın beğenisine sunmaktır. Ancak Garip'teki gariplik ölçü ve uyağın kaldırılmasından değil, şiir olmayan, nükte ve espriden öteye gidemeyen acayip sözlerin halka şiir olarak sunulmasından doğar: “Ağaca bir taş attım/ Düşmedi taşım/ Taşımı ağaç yedi/ Taşımı isterim/ Taşımı isterim" gibi. Şairler içki masalarında, Orhan Veli'nin "Cımbızlı Şiir“, "Şanolu Şiir, Sol Elim, Hardalname“ lerine benzer her gece on'larca espri yaparlar ama kimse ertesi gün bunları şiir diye okurun önüne sunmaz. Yazık ki Garip'teki gariplik bile Orhan Veli ve arkadaşlarının kendi malları değil, ülkemize Fransız dadacılarından aktarma. Fransa'da bir garip genç şair, tıpkı Rimbaud gibi tüm toplumsal kurumlara başkaldırıyordu. Bu başkaldırılarını her şeyi alaya alarak sergilemek istediler. Seçtikleri "dada" sözcüğünün bile ciddi bir anlamı yoktur, dada çocuk dilinde "at" demektir. Fransa'da 1916'da başlayıp kısa bir sürede yok olan bu hareket matahmış gibi, yirmi yıl sonra, Orhan Veli ve arkadaşlarınca ülkemize sokuldu. Hiçbir yararı olmadı ama çok zararı dokundu. Şiir uzun  süre ciddiyetslzllk, acayiplik sanıldı. Saçma sapan dizeler, saçma sapan şeyler şiir diye yayınlandı. Dergiler "Marika'nın Donları"yla doldu. Metin Eloğlu yangına körükle gidip argoyu şiir diye tezgahladı. Saçmalıklar bir antolojiyi dolduracak kadar çoğaldı ve   "Garip Şiirler Antolojisi" hazırladı. Bugünkü hafif müzik ve arabeskin saçma sapan sözlerinin ilk kaynağını rahatça Garip'te arayabilirsiniz. Sonunda, yaptığının yanlış olduğunu Orhan Veli bile Garip'in ikinci baskısına yazdığı önsöz'de kabul etmek zorunda kaldı:

"Garip'ı yazdığım zaman daha çok garipliğin nerden geldiğini düşünmüş, şiirin değerleri üzerinde o kadar durmamıştım. Gerçi o değerleri o vakitler pek de bilmiyordum ya. Ama bugün öyle değil. Şiir üzerinde hem deneyimim çok, hem de bilgim."

Orhan Veli, dört yıl sonra, şiir deneyim ve bilgisinin arttığını söylüyor. Daha ciddi, daha güzel şeyler mi yazdı? Gerçeküstücüleri öykündü. Aşağıdaki şiir Paul Eluard'ın:

''Kapılar tutulmuş

İçerde kalmışız

Yollar kesilmiş

(..)

Karanlık bastırmış

Sevişmeyip de ne halt edeceksin?"

Bu şiir de Orhan Veli'nin:

"Dağ başındasın Derdin günün hasretlik

Akşam olmuş

Güneş batmış,

İçmeyip de ne halt edeceksin?'

Son olarak bir noktayı belirtelim. Orhan Veli'nin güzel şiirleri de var, ama sayıları az. Yazınımızda ise ona büyük yer veriliyor. Tuttuğu' geniş yer şiirlerinin niteliğinden değil, Türk şiirine dadacılar ve gerçeküstücülerle birlikte ölçüsüz,  uyaksız özgür dizeyi sokmasından kaynaklanıyor. Şiirine Yeni Şiir adı verildi. Fransa'da çoktan eskiyen bir hareket yeni girdiği için bizde yeni sayıldı.

Orhan Veli genç öldü, fazla yapıt bırakamadı, şairliği üstüne kesin bir yargıya varmak güç. '

OKTAY RİFAT

Oktay Rifat

Gerçeküstücülüğün - de birbirinden farklı iki evresi var. 1924'de yayınlanan Gerçeküstücülük Bildirisi'nde şu satırlar yer alır: "Gerçeküstücülük düşünce,nin gerçek işleyişinin, gerek sözlü, gerek yazılı, gerek daha değişik bir tarzda açıklandığı bir ruhsal otomatizm 'dir. Aklın denetimi yoktur, her tür estetik ya da moral çabanın dışındadır." Sürrealistlerin yazdığı otomatik yazılar rüyanın raporlarıdır.

Birinci döneminde gerçeküstücülük tümüyle bireycidir, bireyin bilinçaltına atılmış ve rüya halinde ortaya çıkan bunalımlar dile getirilir. Aklın denetimi ve estetik çabaya karşıdır, dolayısıyla şairin dizelerinde de mantık, ölçü ve uyak yer alamaz. 1930'da gerçeküstücüler arasında bölünme olur. İkinci Gerçeküstücülük Bildirisi yayınlanır ve başını Paul Eluard'la Aragon 'un çektiği grup çıkardıkları dergiye Devrimin Hizmetinde Gerçeküstücülük adını verip kendilerini komünizmin hizmetine adarlar. Komünizm Türkiye'de yasak olduğu için - Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday, çok ihtiyatlı bir- biçimde işte bu İkinci Gerçeküstücülüğü izlerler, bireyci dizeler arasına zaman zaman toplumcu dizeler sıkıştırırlar. Oktay Rıfat, "Güzelleme" (1945), "Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler" (1946), ''Aşağı Yukarı" (1952) ve "Karga -ile Tilki''yi (1954) böyle kaleme alır. Folklardan yararlanır.  Kitapların sayısıyla birlikte toplumculuğun da dozu artar. Şiirlerinde Batı'dan, Fransa'dan aktarına dizeler yoktur. İki yıl sonra Perçemli Sokak'ı yayınlar (1956). Şaşılacak şey, durmuş oturmuş bir Oktay Rıfat, Rimbaud'yu öykünmeye başlar, hatta Rimbaud'dan aktarmalar yapar.

Kitabın ilk şiirinden ilk dizeler: "Bulutların çıkınında/ Mis kokulu güvercinleri gökyüzünün/ Çıldırtıyor insan gözlü kedileri". Şimdi şu "insan gözlü kediler"in nerden çıktığını araştıralım. Rimbaud Esrik Gemi'de şunları yazar: "Ülkeler gördüm görülmedik, çiçeklerine/ Gözler karışmış, insan yüzlü panter gözleri." Panter kedigiller familyasından. Rimbaud "insan yüzlü panterler" demiş, Oktay Rifat "insan gözlü kediler" diyor. Bir rastlantı mı? Nasıl rastlantı? Perçemli Sokak'ın dördüncü kısa şiirinden dört dize: 'Uzar ellerim ayaklarım/ Alev çubuklara bağlı adamlar/ Kemik gözlü ufacık/ Dönerler fırıldak gibi rüzgarda". İmgeyi araştıralım, elleri, ayakları uzamış birInsan rüzgarda 'fmldak gibi dörıü-. yor. Peki, Rimbaud, '"Tufandan Sonra" şiirinde ne yazmış: "Köy alanında çocuk, gürül gürül sağnağın altında, fırıldakları, her yandaki çan kulelerinin rüzgar gülleriyle dolu - kollarını döndürdü durdu."

Dokuzuncu şiir beş kısa dize. Dizelerden biri: "Kanar mavi hırkası güneşin". Eyuboğlu'nun çevirisinden, Rimbaud': nun Esrik Gemi'deki dizelerini okuyalım: Güneşi gördüm alçakta, kanlı bir ayinde/ Sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.“ Rimbaud çevirisindeki mor pıhtılar Oktay Rıfat şiirinde mavi hırkaya dönüşüyor. İmge aynı; kanayan güneş. İşin garibi Oktay Rıfat şiirin aslını pek incelememiş, Eyuboğlu'nun yakıştırması. Dizelerin aslı şu: "Gizemli korkularla yüzünde benek benek/ Güneşi gördüm, uzun mor buzlarla ışıldayan."

Oktay Rifat'ın şiirinde ilginç bir dize görüyoruz. "Ot saçlı, üzüm gözlü papağanlar'. "Üzüm göz, demirbaş benzetme. Ya "ot saç"? Deyişte yenilik. Rimbaud ''Anı"  şiirinde, ot saç değil de "ot kollar" diyor. Benzerlik rastlantı olabilir.

Oktay Rifat "Perçemli Sokak"ta "Seller akıyor şarıl şarıl/ Eteklerinin camından/ Dükkanlar sandal, sandal sokakta" diyor. Şimdi Rimbaud'nun "Tufan" şiirine bir göz atalım:

"Camlarından hala sular akan büyük evde(. . .) Ana cadde 'de kasap dükkanları kuruldu ve çekildi sandallar denize doğru." İmgeler aynı, ufak tefek değişiklikler var, o kadar.

MELİH CEVDET

Melih Cevdet Anday

"Garip" üçgenin bir kenarına değindik. Öbür kenarı da görelim. Melih Cevdet Anday 1962'de Kolları Bağlı Odyssus'ü yayımlıyor. Ocak 1963 'de 'Yeditepe Dergisi'nde şu açıklamayı yapıyor: "Birinci Bölüm 'ün üçüncü kitasının birinci dizesi Baudeleaire 'in Correspondances adli şiirinden alınmıştır (. .. ) Birinci Bölüm 'ün ikinci kıtasının beşinci dizesi Davud'un mezmurlarından, Üçüncü Bölüm 'ün dokuzuncu kıtasının dokuzuncu ve on birinci dizeleri de gene o kitaptandır. Birinci Bölüm 'ün 'kaldı' redifinin kullanıldığı dokuzuncu kıtasında, Şeyh Galib'in bir tardiyesinden yararlandım (. .. ) Üçüncü Bölüm'ün dokuzuncu kıtasındaki üçüncü ve beşinci dizeler Aiskhlos'un Agamemnon tragedyasında Klytemnestra 'nın sözlerinden alınmıştır. Kolları Bağlı Odysseus 'un bazı parçalarında Ezra Pound'un 'The Alchemist' şiirinden ve T.S.Eliot'un 'Waste Land'inin kimi parçalarından belki dışardan bakıldığında sezinlenemeyen uzak esinlenmeler, biçim yararlanmaları olmuştur, diyebilirim". Melih Cevdet'in söylemeyi unuttuğu bir şeyi de biz ekleyelim:

Üçüncü Bölüm'ün tümü de Arthur Riınbaud. "Söz'ün Simyası"nda neler yazmış Rimbaud: "Rengini buldum sesli harflerin. Her sessiz harfin biçimini ve devimini yeni bir düzene kaydum ve harfler arasındaki içgüdüsel ses uyumlarıyla bir gün bütün duyularca benimsenebilecek şiirsel bir söz bulmakla övündüm. Çeviriyi bu işe katmıyordum (. . .) Yalın sanrıya alıştım; düpedüz fabrika yerine cami, meleklerce yapılmış bir tamburlar okulu, gökyüzü yollarında atlı arabalar, gölün dibinde salon (. .. ) Sonum gelmişti".

Şimdi bir de Melih Cevdet Anday'ın yazdıklarına bakalım:

"Ben doğayı nesnelleştirdim ve sayılarını buldumI, .. ) Yan yana getirmeli yedi rengi( .. .) Tıpkısıdır gecenin bir sessiz, bir sesli ( .. .) Ah olacağı buydu ve oldu/ Duygularla öyle çok uğraştım ki (. . .) Sonunda tükettim ruhu mu".

Rimbaud'rıun ruh halini kendi ruh haliymiş gibi gösteren Melih Cevdet Anday'ın özentisi burada bitmez, yirmi yedi yıl sonra yazdığı "Güneşte" kitabında yeniden depreşir, kökeni Rimbaud'dan gelen “SÖZ-VERBA" üstüne, yarı Rimbaud, yarı Freud eskisi buluşlar yapar. Melih Cevdet Anday'da Rimbaud 'dan çok dize var, eleştirmenler ve araştırmanlar bir kitap dolduracak kadar malzeme bulabilirler. Biz bazı örnekler vermekle yetinelim. Önce Anday'ın "Güneşte"sindeki bazı dize ya da düzyazılmış dizelerini alıp, parantez içine de Rimbaud 'nun benzer dize ve düzyazılmış dizelerini koyalım:

Konuşmayı unutmak için insan renklerin yasalarmı incelemeli (Rengini buldum sesli harflerin) Bir gün şaşkın bir dalla bakışmıştık (tomurcuğa durmuş mor ulu ağaçta Eucharis, bu ilkyazdı dedi bana) o an gözlerimle onun arasında çok ince bir ip geriliverdi (ipler gerdim kuleden kuleye) Gördüklerimi yazmadığıma öyle pişmanım ki! Su kenarında acılı kediler, gözyaşı bulamayan ağaçlar, ölümün soyduğu toprak ve gecenin ağılı. (Yalın sanrıya alıştım, düpedüz, fabrika yerine cami, meleklerce yapılmış bir tamburlar okulu, gökyüzü yollarında, atlı arabalar, gölün dibinde salon, canavarlar, gizemler görüyordum) olmayacak sabahı rüzgarları yazıyorum (Sessizliği, geceleri inceliyor, sözle anlatılmayan şeyleri saptıyordum). Göğün sessiz harfleri yanıbaşımda (Rengini buldum sesli harflerin. Her seniz harfin biçimini ve devinimini yeni bir düzene koydum). Bir tümcenin içindeki sözcükler sonsuza değin yer değiştirebilirler. Bunu denemeye değer. Tanımlama tüketti beni (Harfler arasındaki içgüdüsel ses uyumlarıyla bir gün bütün duyularca benimsenebilecek şiirsel bir söz bulmakla övündüm. Sağlığım tehlikeye düştü) .Bilgeyim güneş gibi duru. Bilgelik pencerenln yanındadır (Bilgeyim karanlık koltuktaki. Sıçrıyor dallar ve yağmur kitaplığın penceresine) Masa ile iskemleyi hep birarada düşündüm, böylece iki de yok oldu (Her yaratıkta başka yaşamlar var gibi geldi bana-Bir domuzu böylece sever oldum) Artık renk gibi seviyorum üzüntülerimi (Yalın sanrıya alıştım).

"Güneşte" kitabındaki ''Sözler ve İşler" düzyazılmış şiirinde (poeme en prose) şunu söylüyor Anday: "Herhangi bir sözcüğün işitimsel imgesini, anlıkta ona karşılık düşen kavramlar buluşmadan yakalamak ve anlamak bir tansıktır, bütün tansıklar gibi de şiirle eşdeğerlidir. Bilmediğimiz bir yabancı dilin işitimsel imgeleri bizde bu tansığı yaratmaz". Kendine özgü bir düşün koymuyor Melih Cevdet, Rimbaud'nun yüz on yedi yıl önce söylediklerini yanlış bir yorumla yineliyor. Ne demiş Rimbaud: "Harfler arasındaki içgüdüsel uyumlarıyla bir gün 'bütün duyularca benimsenebilecek şiirsel bir söz bulmakla övündüm. Çeviriyi bu işe katmıyordum " Bunları söyleyen Rimbaud İngilizce, Almanca, Rusça, Arapça, İtalyanca gibi yabancı diller üstünde çalışmalar yapıyordu. Okuduğunu anlayabilecek kadar İngilizcesi vardı. Demek ki bildiğimiz bir yabancı dilin de işitimsel imgeleri anlıkta ona karşılık düşen kavramla buluşsa bile, çağrışımı olmadığından, tansığı, dolayısıyla şiiri yaratamaz. İşte bu nedenledir ki Rimbaud "Çeviriyi bu işe katmıyordum" der.

Başta, bitkibilimi (botaniquej ve denizcilik olmak üzere, bilimsel ve teknik sözcükleri, kavramları şiirine sokmayı severdi Rimbaud. "Savaş" şiirinden: "Kaçınılmaz değişimi zamanın, sonsuzluğun matematiği sürgün ediyor beni şu dünyadan" Anday da ölümü denklemleştirir: 'Yedinci ölüm unutuldu ve kılık değiştirerek bir denklem. biçiminde matematik boy gösterdi: p/q=ne p, ne q". Burada Nerval'i anımsamamak elde mi? Aurelia'da ölümü Nerval, matematiksel biçimde 7x7 ve 7'nin çarpanları olarak formülleştirir, Nitekim Anday'ın Güneşte kitabındaki "kendime yolda rastladım" dizesinde de Aurelia var. Matematik sözcük ve özentisini Max Jacob'da da buluruz.

Melih Cevdet; Nerval, Baudeleaire ve Rimbaud gibi sayılara ilgi duyuyor.

Melih Cevdet'in şiir kitaplarını okuduğumuzda Fransız şiirinden gelme başka dizeler de bulabiliriz.

Memet Fuat'ın ADAM SANAT'daki yazısından da bu konuda ilginç şeyler öğreniyoruz. Jacques Prevert'ın "Garip Aile" adlı bir şiiri vardır:

Louis I Louis il / Louis III / Louis IV / Louis V / Louis VI / Louis VII / Louis VIII / Louis IX / Louis X / Louis XI / Louis XII / Louis XIII / Louis XIV / Louis XV / Louis XVI / Louis XVII / Louis XVIII / Sonra? Sonrası yok / Ne biçim adam bunlar/ Yirmiye kadar saymasını olsun / Kavramamışlar.

Aşağıdaki şiir de Melih Cevdet'in: 4x400 ENGELLİ

(Hızlanarak okunacak) / Birinci Osman / Birinci Orhan / Birinci Murat / İkinci Osman / Üçüncü Or¬han/ Dördüncü Ahmet/ Beşinci Mehmet/ Üçüncü Osman/ Altıncı Mehmet/ Dayan Mehmet/ .Dördüncü Osman/ Yedinci Ahmet/ İkinci Osman/ Üçüncü Mehmet / Mehmet Birinci

 

Görülüyor ki Anday'ırı yazdığı şiir Prevert'in şiirinin kopyasından başka şey değil. Prevert Fransız kralları içindeki on sekiz adet Louis'yi sayıp bir espri yapıyor: Ne biçim adam bunlar/ Yirmiye kadar saymasını olsun/ Kavramamışlar. Anday da Osmarilı padişahlarım numaralayıp sayıyor ve bir espriyle bitiriyor: Mehmet Birinci. Kopya etmek başka şey, esinlenmek başka. Örneğin Yahya Kemal Fransız şiirinden esinlenmiş ama o şiiri kopya etmemiştir.

 

ALINTI:

Varlık

 

Yeni yorum ekle

Düz metin

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.